Minibüs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Minibüs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ocak 19, 2009

Eksero Eksero

FriendFeed'de yorum olarak aktarılan bir itiraf getirdi aklıma. Olay Pendik dolaylarında bir minibüste geçmektedir. Olayın kahramanlarından olan abimizin ağzından naklediyorum:
Şoförün iki sıra arkasında oturuyorum. Orta yaşın biraz üzerinde iki abla bindi minibüse. Önümdeki koltuğa oturdular ve başladılar Rumca (Trabzon'un bazı köylerinde konuşulmakta olan orjinal Rumca'dan biraz farklı bir dil. Pek yaygın değil) bir şeyler konuşmaya. Birini çekiştiriyorlar. Ablalalardan birinin ağzı baya bozuk, konuştuklarını benim anladığımdan habersiz çekiştirdikleri kadına verip veriştiriyor. Çaktırmamaya çalışıyorum ama bazen öyle orjinal küfürler (edenin yaratıcılığından mı dilden mi kaynaklanıyor bilmiyorum çok acayip küfürler vardır Rumca'da) ediyor ki abla, ister istemez gülüyorum. Diğer abla farkeder gibi oluyor ve küfürbaz ablaya "şu adam galiba anlıyor" diyor. Küfürbaz abla şöyle göz ucuyla bana baktıktan sonra "şeyini şettiğim şeyi nerden anlayacak" diye bana da giydirip kaldığı yerden devam ediyor kalaylı çekiştirmeye. İneceğim yere geldiğimde yerimden doğruldum ve üzerime düşen vazifeyi gerçekleştrmek üzere ablalara döndüm "eksero eksero (anlıyorum anlıyorum)" deyip indim minibüsten.

Perşembe, Aralık 18, 2008

"Aramadın beni Cenkçiğim. Üzülüyorum bak"

Efendim yer yine Beşiktaş. Sene 2006. Bir Nisan akşamı, iş görüşmesinden çıkmış, gelen ilk Sarıyer - Beşiktaş minibüsüne kendimi atmışım.

Minibüs tam eskiden Tansaş'ın olduğu yere dönmek üzere ışıklarda beklerken, şoförün hizasındaki tekli koltukta oturmakta olan şöyle kalantor bir abiye neden bilmem gözüm takılıyor. Sanırım ilginç birşeyler olacağını hissediyorum. Derken ağır abi arkadaşını arıyor:

Abi = (Hasan Mutlucan tonlaması ile) Cenkçiğim naaassın?
Arkadaş = .... (cevap veriyor)
Abi = Diyorum ki bu hafta buluşsak bi yerlerde, beraber olsak.
Arkadaş = .... (cevap veriyor)
Abi = Geçen hafta aradım seni Cenkçiğim. Geri dönmedin bana. Aramadın beni. Üzülüyorum bak.
Arkadaş = .... (muhtemelen bir bahane uyduruyor karşı taraf bu sırada)
Abi = Ehahaha tamam canım benim. Bak hafta sonu bizim bi arkadaşın doğumgünü var. Oraya gel istersen. Ordan çıkıp ortamlara akarız, takılırız, laflarız.
Arkadaş = .... (cevap veriyor)
Abi = Eh hadi o zaman görüşürüz canım, güzel güzel öpüyorum seni, süzüyorum. Bak mutlaka gel tamam mı?

Abi telefonu kapattı, minibüs hareket etti. Minibüs şoförü adama yan yan bakıp "Peh peh" dedi. Adam, minibüs karşı tarafa geçince indi. Benim de beynim sürçtü, ağzım açık kaldı. Minibüs şoförü muhtemelen aynadan beni görmüş olacak ki, "Nebçim konuştu lan bu herif yaaa, di mi abla?" diyerek onayımı almaya çalıştı. "İniyim" ben dedim.

Bir sabah şoku

Bugüne kadar çalıştığım iş yerleri genellikle Balmumcu - Zincirlikuyu çevresinde olduğu için, uzunca bir süre işe giderken çoğunlukla o yöne giden otobüsleri ve acelem olduğu durumlarda da minibüsleri kullanmışımdır. İşte bu yüzden de her sabah yurdum insanının ilginç diyalogları ve tuhaf olaylar eşliğinde işe gitmek ayrı bir neşe, ayrı bir enerji kaynağı olmuştur benim için.

İşte yine öyle bir sabah, otobüse binmektense minibüse binmeyi tercih etmiştim. Beşiktaş'ta Sarıyer minibüslerinin kalktığı yerde hafta içi sabah devasa boyutlarda kuyruklar olur, bunu herkes bilir. Öyle bir kuyruğa takıldım ben de. Hemen arkamda da iki tane tıknaz, pembe yanaklı, emekli tipli tonton yaşlı amca peydah oldu. Kuyruk çok uzun ve trafik de sıkışık olduğu için bekle allah bekle modundayız hep birlikte.

Böyle zamanlarda genellikle etrafı seyretmeyi, insanların işe yetişme telaşını gözlemlemeyi pek severim. Hatta yaşlı teyzeleri ve amcaları gördüğüm zaman daha bir garip hissederim kendimi. Zira aklıma hemen uzun süredir hasta olan anneanem ve ne yazık ki şehit olduğu için hiç tanıyamadığım ama anlatılanlara göre Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk havacılarından olan dedem gelir. O yüzden de daha bir şefkatle bakarım o insanlara.

Neyse, işte o minibüs kuyruğunda hemen arkamda duran iki yaşlı amcaya da aynen bu hissiyat içinde bakıp "ah canıııım" diye iç geçirirken, aralarında geçen şu diyaloğa kulak misafiri oldum (YA1 = Yaşlı Amca 1, YA2 = Yaşlı Amca 2):

YA1 = Yaw hani bizim bi İlyas abi vardı ya...
YA2 = Hee vardı
YA1 = Ha işte o da böyle diz kapağından falan vuruyodu alacaklılarını...
YA2 = Yaaa yaaa...

Bu diyaloğun gerisi de geldi ama ben şu kadarlık kısmına takılıp kaldım. Bir anda binlerce düşünce sardı beynimi, "Kim neyi nasıl vuruyo?", "Bu tonton amcaların böyle bir olayla nasıl ilgisi olabilir?", "Nerdeyim ben?", "Burası neresi?", "Saat kaç?"

Akabinde epeyce uzun bi süre donup kalmış olmalıyım ki, amcalar benim binmeyeceğimi falan sanıp hareket etmek üzere olan minibüse attılar kendilerini ve uzaklaşıp gittiler. "Vay memleketim vay" sessiz nidaları eşliğinde bir sonraki minibüsü beklemeye koyuldum.

Çarşamba, Eylül 03, 2008

Kadıköy Minibüsleri

Buraya çok uzun süredir yazı göndermediğimi görünce uzun süredir toplu taşıma araçlarınıda kullanmadığımı farkettim. Hernekadar bir süre sonra eziyete dönüşsede itiraf ediyorum özlemişim.
Dün salı pazarı keyfini yaşamak için mavi minibüslere bindim. Ramazan ayında olmamız aynı zamanda yaz aylarını hala yaşıyor olmamız hepimizi oldugu gibi şöförleride etkilemiş.
Her zaman içinde trafik canavarı olma potansiyeli barındıran Türk şöförlerimiz biraz daha agrasif biraz daha saygısız ama malesef bir o kadar daha komik olmuş.
Acaba dünyanın kaç tane ülkesinde meslektaşı olan bir diger aracın sürücüsüyle muhabbet ede ede giden şöförler vardır?
Kendisine yönelen müşteriyi meslektaşına kıyak olsun diye ikram eden ve arkasından " al al sen gözün doysun" diye bağıran..
ya da "birader kapın açık git. bak arkada abla sıcaktan bayılmıs" diyip canını tehlikeye atmaktan çekinmediği fakat rahatını da düşündüğü müşterilerine beş yıldızlı otel hizmeti sunan şöförler..
Ben başka yerde görmedim..
Gören varsa irtibata geçsin.

Çarşamba, Mart 05, 2008

Otobüs Genel Bilgi


Otobüslerin sağında solunda yazan rakamlar vardır hani. Ne olduğuna dair herhangi bir fikrim yoktu. Bizim şoförden öğrenene kadar. Meğersem (mesela fotoğraftaki otobüste gösterdiğim gibi) o rakam yığınının başındaki şey, otobüsün "model yılı" oluyormuş. Yani fotoğraftaki bu otobüs 2007 modelmiş. Bu bilgiyi öğrendiğim sırada 2006 model bir otobüsün içindeydim. Eskiden kullandığı 92 model otobüsün nasıl da "canavar gibi" olduğunu anlatıyordu şoför bize.

Bir de İstanbul'daki taksiler ve minibüsler ile ilgili ek bilgi: İstanbul'a dışarıdan gelen kişilerin işine yarayabilir (hatta çoğu İstanbullunun da bu ayrımın farkında olmadığını keşfettim geçtiğimiz günlerde. O yüzden paylaşıyorum.).
Eğer önünüzde sarı bir taksi duruyorsa ve plakası T ile başlamıyorsa sahte taksi demektir (Yalnız, unutmayın; şehir dışında çalışan vişne rengi taksilerin plakası T ile başlamıyor).
Önünüzde bir minibüs duruyor ve plakası M ile başlamıyorsa o da kaçak minibüs demektir. Lütfen oradan hızla uzaklaşınız.

Pazartesi, Eylül 17, 2007

Yılın Minibüsçüsü

Gece saat nerede ise iki sularında, Avcılar'a dönmek için minibüs gelir mi yoksa taksi ile mi dönerim diye bakınırken birden arka arkaya üç tane Avcılar-Topkapı minibüsünün geldiğini gördüm. En boş olana atlayıp, boş olan ön koltuğa kuruldum ki hiç beklemediğim bir sürpriz idi.

Ancak nedense üç tane olunca o kadar ağır gidiyorlar ve nerede ise her durakta beklemelerinde sıkıldığımdan rahatsız olduğumu belirtmek için sordum:

- Nasıl oldu da bu saatte üç tane arka arkaya minibüs var.
- Son araçlar bunlar, abi.

Ancak bir başka şey dikkatimi çekti. Kapı sürekli açık iken birisi inmek için ayağa kalktığı zaman minibüsçü hemen kapıyı kapatıyor ve tam durmadan da açmıyordu.

Böyle bir olaya ilk defa farkına varıyordum. Daha önceleri minibüsçülerin durağa gelmeden kapıları açmalarında çok rahatsız olduğumdan arkama dönerek iyice baktım.

Bir süre sonra Avcılar'a geldik ve köşede inmek istediğimi söylediğimde, minibüsçü şöyle dedi:

- Abi, kusura bakma. Gece gece geç bıraktık. Araç benim değil. Aslında okul servisi işletiyorum ama evi boya yaptırdığımdan geceleri biraz çalışıyorum. Son araçlar olduğumuzdan da müşteri kaçırmak istemedik.

Teşekkür ederek indim. Açıklama yapmasını beklemiyordum. Hatta bir minibüsçünün özür dilemesini hiç bekleyemezdim.

Apartman kapısını açarken bir an durdum. Farkına vardım ki okul servisi olarak çalışmanın sonucu ile tam durmadan kapıyı açmıyordu.

Eve biraz geç girmiş olsam da o adamın "yılın minibüsçüsü" olmasını diledim. Hem de minibüsçü olmamasına rağmen...

Çarşamba, Şubat 28, 2007

Çıkıyosa bütün dolmuş!

Borçlar Hukuku dersinde hoca gene bizi idari hakim zannetmiş ve en kazık sorulardan müteşekkil 4 sayfalık soru kağıdını koymuş önümüze. Boşlukları bile dolduramamış olarak sınavdan çıkmışım. Moralim alabildiğine bozuk. Eve dönüyorum. Dolmuştayım. Eski ifadesi ile 350 bin lira olan dolmuş parasını ödemek için 500 bin lira verdim. Şöför absürd bir radyo kanalını dinliyor. Tuhaf bir gözlüğü var. 500 bin lirayı uzatınca sesleniyor;

- Kaç kişi?

Benim zaten sinirim tepemde. Bağırıyorum ve minibüs kopuyor;

-Çıkıyosa bütün dolmuş!

Cuma, Şubat 23, 2007

Ne Olacak Bu Hattatlar

Geçenlerde Ned "Ne yapmalı? Taksiler üzerine genel düşünceler" başlığı ile taksicileri yazınca, eski bir konu hakkında tekrar yazma isteği uyanmıştı. Nasip bu güne imiş :)

Benim meselem ise minibüsler. İstemediğim halde konusu, karşıma hiç beklenmedik vakitlerde karşıma çıkıyorlar. Oysa ki onlarla şehir içinde -oturarak- yolculuk etmeyi sevdiğimi rahatlıkla söyleyebilirim.

Eskiden minibüslerde oturmak zorunlu idi. Çok eski günler olsa bile hatırası hiç silinmiyor. Polisler ayakta yolcu olmaması için kontroller yaparlardı. O zamanlarda E-5 üzerinde sanki daha çok polis görev yapardı. O günlerde yolların sahibi polisler mi idi ne?

En son geçen hafta, yeni açılan ve gitmek için bir bahane aradığım yeni dev teknomarketimiz ***'ya giderken konusu açıldı. Adaşım aynı apartmanda oturan bir minibüsçü komşusunun söylediklerini anlattı: "Yollar benim... İstediğim yerden istediğim şekilde girer çıkarım... Ben o yolların kahrını bütün gün çekiyorum. Elbette bana yol verecekler... Vermezlerse... " falan filan.

Daha önce ise belediyenin E-5 için dev otobüsler getireceği konusunda söyleştiğimiz bir arkadaşım ise şöyle demişti: "Ya minibüsçüler ne olacak..." Ben de "Bana ne minibüsçülerden" demiştim ki arkadaşımın sözleri karşısında sessiz kalmayı tercih etmiştim: "Minibüsçüler izin vermez ki."

"Minibüsçüler ne olacak?" cevabı-sorusu daha eski bir soruyu hatırlatıyor: "Hattatlar geçimlerini nasıl sağlayacak."

Farkındayım ama yine de söyleyeceğim: "Bu gök kürenin altında yeni bir şey yok. Sadece aktörler değişiyor. Yazgı hep aynı :("

Perşembe, Şubat 08, 2007

minibüste..

sene 1994..
kadıköy ilk duraktan minibüse bindik..
minibüs yolundan giden kadıköy pendik minibüsü..parayı uzatan kadın sorar;

kadın: evladım nere üzerinden gider bu pendik'e?
şoför: antartika üzerinden abla; uyar mı?

bütün yolcular sağa sola dağılır gülmekten; şoför gözlüğünü düzeltir vites değiştirir ve yola devam eder..

Cuma, Ocak 19, 2007

Minibüste



Evet postumuzu okumaya baslamadan lütfen teybimizin "play" tuşuna basalım.

- Birader 2 tane yayla uzatır mısın?

Gayet otomatik bir şekilde parayı aldım ve önümdekinin omzunu dürtüp parayı uzattım 2 tane yayla diye. Minibüslerde standard prosedür düşüncelerinizi bile bölmezsiniz yıl 1994 ehliyetimi alacağım yayla da tanıdık sürücü kursu var bende sınava gidiyorum. Bir heyecan var ya çakarsam motordan diye düşünüyorum, ehliyet almak hayali kurulan bir şey artık kendi başıma bir insan olacağım araba kullanabileceğim. 18 ime giriyorum ve müzik beynimde yankılanırken bir yandan bunları düşünüyorum. Derken tozkoporan civarında bir yerden bir kız bindi. Ben böyle bir güzellik görmedim. Anlatılmaz bir ahu dilber. Bir anda ben unuttum ehliyet falan gözler kitlendi bu güzelliği sindirmeye çalışıyor derken zaman hızla geçti gitti ve kız iniverdi. Ben arkasından böyle dondum kaldım. offf oooofff.

Pazartesi, Ocak 15, 2007

Eski günlerden bir dolmuş hikayesi

Denizli'nin dolmuşları bir gariptir. İnmek için "şoför bey, müsait bir yerde durur musunuz" diye seslenmenize gerek yoktur. Bildiğimiz kapı zilleri konmuştur dolmuşların her tarafına ve siz inmek istediğinizde o zile basarsınız. Kanarya sesi ile zil çalar ve şoför ilk durakta dolmuşu sağa çeker. Siz de inersiniz.

(Enteresan değil mi?:)

Denizli'ye ilk gittiğimde dolmuşlarda bu ziller yoktu (yıl 1996 idi) fakat sonraki senelerde her dolmuşta karşımıza çıkmaya başladı. Bizim gibi şehire dışardan, öğrenci vizesi ile gelenler bu uygulamayı güzel bir fikir olarak görürdü. Zira en arkada oturan, ince sesli bir bayanın "şoför bey inecek var" bağrışını, ön tarafta kendini Peugeot markalı minibüs motorunun gürültüsüne kaptırmış şoföre duyurması çok zordur.

(Denizli'de de arka sırada oturanlar, öndekinin omzuna dokunarak şoföre parayı uzatırlar. Fakat "şuradan bir kişi geçiriveğcen mi?" sorusu ile uzatırlar bu parayı. Ben bir kere bile "amca/teyze, oradan bir kişi geçmez, çok dar" esprisini yapamadım tabii.)

Dolmuş hatlarını verimli kullanmak için Kınıklı bölgesinde minibüsler garip bir uygulama yapar. Eğer yolun öte tarafına gidecek bir yolcu varsa (oraya Kınıklı derler) tam o bölgeye gelindiğinde şoföre "Kınıklı var" diye bağırırdı veya şoför o bölgeye geldiğinde yolculara "Kınıklı vağ mı?" diye sorardı.

["Kınıklı var" diyen olursa yol azıcık uzardı. Kınıklı'da bir de halı saha vardı ve şimdi anlatacağım hikayede biz o halı sahaya gidiyorduk.]

Gündüz okulda yorulmuşuz, akşam maç yapmaya gidiyoruz ve atlamışız minibüse. Üç kişiyiz. Sanırım o halı sahaya ben ilk defa gidiyorum (tam olarak nerede ineceğimize dair bilgilerim kesin değil yani) ve tam Kınıklı ayrımına geldiğimizde şoför arkaya dönüp minibüste kalmış üç-beş yolcuya "Kınıklı vağ mı" diye sordu. Bizim eleman "Kınıksız var" deyince ben gevşedim biraz. Komik tipli de bir elemandı ve ufak bir kahkaha krizine girip çıktım.

Kınıklı'ya sapınca, dolmuşun halı sahanın önüne kadar gidip gitmediğini bilmediğim için o gevşeklik ile şoföre şu soruyu da sordum (itiraf ediyorum, sordum):
"Kaptan, stadın önünden geçiyor musun?" !!!

Şoförden önce, bizim elemanlar döndü bana şaşkın şaşkın. "Ne stadı lan?" diye. Denizli'de bir tane "stad" var ve o da gittiğimiz bölgeden oldukça uzak ve o dolmuş stadın önünden geçmiyor. (Fenerbahçeliler çok iyi bilir o stadı.) (sosyal mesac)

Gitmekte olduğumuz halı sahaya "stad" diyerek halı sahayı onore, kendimi rezil, arkadaşları kahkaha krizine terk etmiş ve şoföre de "manyak bu çocuklar" dedirtmiştim. Sen misin "Kınıksız"a gülen. Koskoca "stad" gülüyor şimdi sana:)

Çarşamba, Aralık 27, 2006

Durak hikayesi - Fenerbahçe cumhuriyeti, kötü bir cumhuriyettir.

Geçtiğimiz Cumartesi, AKM'nin yanındaki minibüs durağına doğru yürüyerek geliyordum. Belli ki, FB-GS tartışması yaşayan (tartışma derken, kavga-küfür şeklinde değil tabi) iki minibüs şoförü, durağın orada uzaktan birbirlerine seslenerek konuşuyorlarmış.

Ben AKM'ye doğru yaklaşıyorum, karşımdan da genç bir anne yanında iki küçük çocuğu ile birlikte AKM tarafından gelerek durağın önünden geçiyor.. (Sahneyi hayal ettiniz, biliyorum.)

O sırada şoförlerin sohbetinde final bölümüne denk gelmişiz demek ki; tartışmayı kazandığını düşünerek yüzüne en büyüğünden gülümsemesini yerleştirmiş şoför, önlerinden geçmekte olan iki çocuklu genç anneye ve çocuklara dönüp:
- Çocuklar! Fenerbahçe cumhuriyeti, kötü bir cumhuriyettir! Dedi.

Anne de (tahminimce) bir yandan çocukları kontrol altında yürütmeye çalışıp bir yandan o Arnavut kaldırımlı sokakta ince topuklularıyla nasıl yürüyeceğini düşünürken çocuklarına bu öğüdü veren GS gönüllüsüne doğru:
- Evet, biz de öyle düşünüyoruz zaten. Dedi ve yoluna devam etti.

FB'li şoför sahneyi terk etmiş miydi, cevap olarak bir şey dedi mi duyamadım. Acelem vardı, hızla meydana doğru yürüyordum.

Cuma, Eylül 29, 2006

İki karu, bi' payan!

Aşağıdaki olay bir arkadaşımın başımdan geçmiş.


Mekan Trabzon'da bir minibüs...
Hınca hınç dolu...
İçeride sadece üç kadın var, gerisi erkek...
Kadınlar epeydir minibüsteler ama paralarını daha vermemişler.
Şoför sonunda dayanamıyor, yanındaki adama sesleniyor:

- Ha orda arkada iki karu, bi' payan var. Al onlarin da paralarinu...


Anlatıcının notu: "İki karu" dediği baş örtülü, "payan" dediği ise gayet modern giyinmiş, bakımlı bir kadın... :)

Cumartesi, Nisan 08, 2006

Çizmesem, Çatlardım Anlatırken



Yıl, hiç unutmam, 1999. Yani saçlarımı kestirmişim artık. Bir gün evden çıktım. Aşağıdaki caddeye indim. Cuma günüydü hatta, çok iyi hatırlıyorum. Sabah saat dokuz gibi.
Minibüs beklediğim yerin tam arkasında bir kadın kuaförü vardı. İçerden bir kız (yaşı benim civarımda falandı) çıktı ve benim yanımda minibüsü beklemeye başladı.
Ben cool adam havasında, sigaramı içiyordum. Kızın duruşu bir garip geldi bana, o yüzden arada bunu inceliyordum.
Hava sıcak olduğu için, yazlık bir ayakkabı giymişti ve devamlı ayakkabısına bakıp duruyordu. Ve devamlı gülüyor, gülümsüyordu. "Bir Tinto Brass kızı" gibiydi yani. Ben de "niye bakıyor ki, niye gülüp duruyor ki kendi kendine" diye bakıyordum kaçamak bakışlarla.
Neyse dolmuş geldi. Şimdi lütfen yandaki şekle bakın:

Ayakta yolcu almıyordu dolmuşlar (başka bi şehir bu). Üstüne üstlük, dolmuşta da sadece iki tane boş yer var. Birine o oturacak, diğerine ben. Mavi ile işaretlenmiş yere ben oturdum, o da gelip kırmızı ile işaretlenmiş cam kenarına oturdu. O en arka sırada oturanlar, önleri açık olduğu için, genellikle ayağa kalkar ve gidip kendi ücretlerini ödeyip yerine geçer. Kalkıp öne doğru gittim, kendi ücretimi ödedim ve yerime döndüm. Ben oturduğum zaman, bu ayağa kalktı. "Para vermeye gidecek herhalde" dedim içimden. Orasını burasını kurcalarken (çantası, yan cebi, arka cebi, cüzdan cebi, paçası..) minibüs bir dönüş yaptı ve bizimki dengesini kaybedip hoppaa diye kucağıma düştü. "Afedersiniz" dedi gülerek. Cool adam pozumla "önemli değil" dedim. Sonra, çıkardı parayı ve ne yaptı biliyor musunuz? Bana dönerek "Burdan bir kişi uzatır mısınız?" dedi!!!

Resme bir daha bakıp, durumu hayal edin.

Ne yaptığımı hatırlamıyorum. Ya aşağıdaki post'ta olduğu gibi bön bön suratına bakmışımdır ya da gidip verip gelmişimdir. Ama aynı durakta indiğimizi hatırlıyorum. Kaçmıştım, peşime takılır diye. Sanırım takılmadı. Ama arkamdan "salak" demiştir herhalde. Varsın desin.

Yine minibüs

Yıl yine ya 1997 ya da 1998.
Aynı minibüs hattına binmiştim.
Bu sefer, okuldan şehre dönüyordum.
En arka sıranın bir önüne oturmuştum bu sefer. Cam kenarı.
Arka sıraya iki tane kadın bindi. Orta yaşlarda olsa gerek. Tiplerine bakmadım. Arkama oturdukları gibi konuşmaya başladılar. Sanırım bir "ev gezmesinden" dönüyorlardı.
"Ev gezmesine" gittikleri kadın arkadaş,ı herahlde bunun canını sıkmış. Yanındaki arkadaşına kendi kocasını falan anlatıyordu. Evine misafirliğe gittiği kadının kocası sanırım karısıyla ilgilenmiyormuş artık (nereden öğrendiyse bunu) , "bak benim kocama, beni seviyor" diyordu. "O kendi kocasına baksın" diyordu. Merak ettim aslında bunları diyen kadını o sırada, arkama dönüp bakacaktım ama dönemedim.

O zamanlar, yanımda hep Walkman vardı, hani kaset çalar. Ondan vardı o sırada kulağımda. Ama şarkı arasına denk gelmişti herhalde sohbet (hani ses kısıkken dışardaki sesleri duymaya başlarsınız ya), Walkman'i kapattım ama kulaklıklarımı çıkarmamıştım. Herhalde ya beni "Walkman dinliyor, duymaz" diye düşündüler veya gerçekten de tüm minibüsün duyması için öyle yüksek sesle konuşuyorlardı.

Her iki durumda da hoşuma gitmedi.
İlla kimse dinlemiyor diye minibüste de dedikodu yapılmaz ki.
Normal zamanda da yapılmaması gerekir ya, neyse... İnsanlık bunu biraz geç de olsa keşfedecek bir gün. TV'ciler nasıl para kazanacak o günler geldiğinde, merak ediyorum açıkçası.

Minibüs

Yıl 1997 ya da 1998. Öğrenciydim. Saçlarım uzundu. Okula gitmek için şehir içinden minibüse binmiştim. Şöförün arkasındaki koltuğa oturdum. Bir durak sonra arkadaki sıraya yaşlı bir kadın oturmuştu. Benim omzuma dokunup, "Kızım şurdan bir kişi uzatır mısın" dedi. Döndüm. Suratına baktım. Parası elinde duruyor, benim suratıma bakıyordu. Neden bön bön baktığımı da anlamadı herhalde. Ben de parayı falan uzatmadan kafamı önüme çevirdim.

Saçlarım onunkinden güzel diye canımı sıkmak istemişti herhalde.
Parasını da kime verdiyse...

p.s. Desperate Housewives'ı izleyenler bilir. Carlos'un annesi rolündeki kadın var ya. Aha işte aynı onun kadar "pis bakışlı" bir yaşlı kadındı. Hiç sevmem.

Dolmuş minibüs hikayeleri devam edecek.