Vatansız Kral etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vatansız Kral etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ocak 18, 2008

Yalnızlık Akşamları

Eldivenler, atkım, yakası kaldırılmış paltom ve boynum olabildiğince yok olmuş bir şekilde büzülmüş olarak çamurlara basmadan sekerek yarı koşarak yarı hovering modda durağa doğru gidiyorum. Havalar malum hafif kapalı, hafif puslu, az biraz monet'nin "vanilya gökyüzü", çokca can sıkıcı ve iç karartıcı.. Nedense bahar geldiğinde o otobüsler kışın çamurunu atıp yıkanırlar ve üzerlerine güneş bahar güneşi vurduğunda bir ayrı parıldarlar yada bana öyle gelir bütün bir kış boyunca çamur ve pislikten boyaları ve renkleri görünmediğinden ve sanki sırıtıyorlarmış gibi gelir. Belki de psikolojim cansız nesnelerden tepkiler gözlemleyebilecek kadar da bozulmuş olabilir.
Kestanecinin yanından bu durumda geçerken o sıcacık kestane kesekağıdının cebimde oluşturacağı huzur bana çekici geldi ve kestaneler aldım kendime..
etrafa bakmadan ve buz tutmuş kulaklarım duyma yetisini kaybetmiş bir halde şansa bakın ki otobüsüm durağa giriyordu. bir iki sıçrama sonra koltuğuma kurulmuş avucumda sıcak kestaneler yolculara da fazla çaktırmadan cebimde kabuğunu ayırıp o lezzetli ateş parçalarını ağzıma atıyorum. bir iki derken bi 5 tanesini yemiştim ki buzları eriyen gözlerim etrafı kolaçan etmeye başladı ve diğer çift gözü buldu. 7-8 yaşlarında bir çocuk beni seyrediyordu. ben yedim o gözlerini ayırmadan bana baktı. kestaneler güzel, otobus rahat ve sıcak, çocuğun bakışları üstümde. bir kaç durak gittik. biraz sonra bir kadın çocuğu çekiştirdi orasını burasını düzeltti ve kalktılar ve gittiler. çocuk inip de beni göremez olana dek beni süzdü. rahatsız edici değildi, ama konuşan deliren bağıran çocukların yanında bir de bakan çocuklar var.. hele otobüste gelip de karşınıza oturunca neyse soğumadan bir kestane daha attım ağzıma ve bedenimle birlikte ruhum da erimeye başlamış olacakki kaykıldım yerimde ve boynumu gömüp kendime sarılarak gözlerimi kapattım. duyulan tek ses otobüs vites değiştirirken dişlilerin isyanıydı..

Çarşamba, Kasım 07, 2007

Otobuste Facebookta Facebookta Otobuste

Otobuste isimli güzide bir grup son zamanların dolmuşu facebookta yeralmakta gördünüz mü?. Okuyucular, yazarlar, bizden haberi olmayan herkes gelebilir(nası yani!?).. Kahve servisi yapılmıyor ama kaptana iletirim.. şikayetçiyim..

Grup linki

Pazartesi, Mart 19, 2007

Bir Dilim Kek ve Bir Kuple Gözlem

Ne zaman bindiğimi hangi hat olduğunu anımsamıyorum ama tenha bir duraktan -son durağa yakın bir duraktan- bir teyze bindi. Otobüs boş değil ama çok dolu da değil. Hemen önde şöforun arkasındaki koltuk boştu. Şöfor de teyze binerken olayı hızlandırmak ve biraz da alışkanlık haydi abla falan filan diye bir şeyler geveliyordu. Neyse teyze bindi oturdu otobüs yola çıktı bir süre geçti ben aldım kokuyu nefis kek kokusu. Teyzem artık misafirliğe mi gidior hasta ziyaretine mi gidiyor kızına gelinine mi gidiyor bilmemneredeki evsizlere mi gidiyor ilerde semt merkezin de pazarda satmaya mı gidiyor bilmiyorum ama yapmış mis gibi keki koymus cantaya gidiyor. Şöfor de almış olacakki kokuyu dayanamadı bir süre sonra hafif arkasını dönüp fazla da çaktırmadan teyzenin ayaklarının dibindeki poşeti ima edip abla ya şurdan nefis kokular geliyor diyiverdi. Adamcağız kimbilir kaç saattir bişe yiyip içmeden tur atıp duruyor. Vakit de öğleni biraz geçmiş. Neyse teyze önce bir gülümsedi ve biraz sonra paketi kucağına alıp bir dilim kek çıkardı şöfore uzattı. Adam gülümsedi aldı ve afiyetle yedi. Sonra da döndü teyzeye çok nefis olmuş ellerine sağlık abla diye teşekkür etti. Bir süre daha geçti şöfor bu sefer elinde bir ıslak mendil poşetiyle döndü. Abla ben de sana bunu vereyim lazım olur kullanırsın dedi.
Ben bunu önce garipsedim sonra da helal olsun ulan dedim evet evet bu işte. Adam lan kokusu burnuma geldi kek istemek benim hakkım demedi. Keki canı cektii için istedi ve uzatılınca da hiç dert edinmeden aldı ama karsılığında da bir şey ikram etti. Toplumda yaşamak budur dedim. Bende gülümsedim..

Cuma, Ocak 19, 2007

Minibüste



Evet postumuzu okumaya baslamadan lütfen teybimizin "play" tuşuna basalım.

- Birader 2 tane yayla uzatır mısın?

Gayet otomatik bir şekilde parayı aldım ve önümdekinin omzunu dürtüp parayı uzattım 2 tane yayla diye. Minibüslerde standard prosedür düşüncelerinizi bile bölmezsiniz yıl 1994 ehliyetimi alacağım yayla da tanıdık sürücü kursu var bende sınava gidiyorum. Bir heyecan var ya çakarsam motordan diye düşünüyorum, ehliyet almak hayali kurulan bir şey artık kendi başıma bir insan olacağım araba kullanabileceğim. 18 ime giriyorum ve müzik beynimde yankılanırken bir yandan bunları düşünüyorum. Derken tozkoporan civarında bir yerden bir kız bindi. Ben böyle bir güzellik görmedim. Anlatılmaz bir ahu dilber. Bir anda ben unuttum ehliyet falan gözler kitlendi bu güzelliği sindirmeye çalışıyor derken zaman hızla geçti gitti ve kız iniverdi. Ben arkasından böyle dondum kaldım. offf oooofff.

Perşembe, Ocak 11, 2007

Bursa Otogar

Lise 3teyken öys sınavına calışmak ve kendimizi bir yarış atı gibi hissetmekten (bunu o kadar çok hissediyor musum ki o sene kazanamayacağımı bildiğim bir okulu yazıp tek tercihle girmiştim sınava :P ) biraz olsun kopabilmek için arkadaşlarla (4 arkadas) gunubirliine uludağa gitmeye karar verdik. Bizim evde kalıyoruz sabah erkenden 5 mi 6 mı neydi otogara gidip otobuse binip bursaya varıyoruz biraz kahvaltı sonra dağa çıkış aksama kadar eğlence sonra gece istanbula geri donuş şeklinde planlanmıştı yolculuğumuz. Sabah kalktık istanbuldan bindik otobuse ve 4-5 saatte bursaya geldik bursaya ben sık sık gittiğim için biliyorum otogar bayaa şehir merkezi sayılabilecek yerde ama otobus soforu otogara uzak sayılabilecek bir yerde durdu ve herkes inmeye basladı allah allah nooluo falan durumlarda biraz da yaf burası neki falan gibi birbirimize bakıyoruz. Meğersem otogarı bosaltıp yıkacaklarmışmış yenisi mi yapılmış da oraya geçmesi mi istenmiş firmaların işte bu yüzden bütün firmalar protesto ediyormuş otogara girmiyorlar bursadan da yolcu taşımıyorlarmıs bir günlüğüne. Şansa bakar mısınız? sen kalk gel istanbuldan ve belki aylar yıllar boyunca yaşanmış tek protestoya denk gel. dağa çıktık eğlendik falan aksam oldu yorulmusuz üsümüsüz bi yemek yedik ve dedik biraz dinlenelim öyle gidelim en iyi dinlenme mekanı da neresi olur ucuza tabi ki sinema. fazla da bilmiyoruz ama merkezi bi caddedeyiz buralarda sinema olmalı mantığındayız ama bulamadık yoldan bi amcayı durdurduk ve sinemayı sorduk adam bize şöyle bir baktı ve tarif etti. Adamın tarifine göre gittik ve kocaman afiş : 2 film birden devamlı matine. Herifin sinema denince aklına baska bi film seyredileceği gelmedi demekki. Hala hatırlarım gerçekten adam gibi sinemasını bulunca cliffhanger oynuodu ve kocaman yazmışlardı : istanbulla aynı anda vizyonda.
En sonunda biraz kendimize geldikten sonra otogara gittik ve eziyet orda basladı giden otobus yok otogarın dısından bi kaç tane otobus minibus bozması birseyler gidior ama sıkıs tepis. değil istanbula gitmeyi bir diğer semte gidilmez onlarla. vakit giderek geç oluyor bursadan çıkamazsak orda kalmamız gerekecek 17 yaşında 4 velet kalacak yerimiz yok ve cebimizde otele yetebilecek paramız yok. en sonnuda zorla kendimizi yalovaya giden bir minibüsümsü birşeye atmıstık. yalovadan sonra istanbula nasıl gittiğimizi anımsamıyorum ama demekki sonrasında acı cekmemisiz.

Cuma, Ocak 05, 2007

Askerden dönerken

Almısım teskereyi bir heves ocak 24. koştum diyarbakır havaalanına, bir umut ama uçak seferleri kar buz ve sisten dolayı iptal. 6 ay boyunca nefret etmisim zaten sehirden (askerliğimi yapıyor olmaktan dolayı) bağlasalar durmam. onur air e bilet almıstım, saati geldi geçti sefer iptal. kostum pegasus var sırada ona bilet aldım bir iki saat geçti baktım o da iptal olacak aynen dısarı çıktım taksiye atladıım gibi otogara. otogar dediğim de bizim köyün otobus durağı daha bi derli toplu temiz durur zannımca. kapıdan adımımı atmamla 15 tane adam 6 ay boyunca alısamadığım o şiveleriyle üzerime cullandı biri kolumu cekiyor biri omuzumdan yapışmış abi gel nereye gitcen ankara mı istanbul mu? bi yandan korkuyorum işlemişler beynimize her çarşıya çıkışımızda aman dikkat bilmem ne bi anda kendimi bööle bir hengamenin içinde bulunca ne yapcaımı şaşırdım dokunmayın ulen die barıyorum adamlar ben baırınca sinirlendiler bi de ne diyon lan sen falan demeye basladı 2 3 tanesi eyvah dedim burda postu deldirioruz adamlar elbiselerimi parçalayacak kadar agresifçe kendi firmalarına beni kapmak için uuraşırken sanki hasar gören ben değilim bi de tersleyince üste çıkmadılar mı ben iice dellendim bir yandan da böyle koridor bir yerdeyiz, genişçe, sağda sıralanmış turizm firmalarının "yazıhaneleri" var onları kesiyorum. çantama mukayet olmaya calışıyorum ve düşünüyorum falan, beyin maksimumda çalışıyo. ( bu da neki diyorsanız anladınız; ben bu kadar zekiyim napem) herneyse güç bela bir silkindim ve eli yüzü biraz düzgün gördüğüm bir ofise doğru adamları sürükledim ve kendimi zor bela içeri attım. Oraya yöneldiğimi görünce zaten oranın adamı anladı hemen inceden beni korumaya geçti ve postu bir iki hafif zedelenmeyle kurtardık. aldım bileti oturdum ama 4 saat var. plan şu adanaya gidecem ordan uçağa binecem. inceden ulan kalsaydın uçak seferleri baslayana kadar ne sabırsız bi adammıssın die kendime küfür ediom bi yandan hala endiseli etrafı kesiyorum bir yandan tuvaletim gelmis yazıhaneden dısarı çıkmaya korkuyorum neyse o halde otobusun vakti geldi bindik gittik (bu postu bana anımsatan bir kaç post onceki o otobus ve film olayı) muavin bir süre sonra film koydu ve ne olsa beenirsiniz? hababam sınıfı askerde.. !"^$%&'()=?_

8 saatte adanaya gittim adana hava ii görünüyor gidersin havaalanına gecenin 11 i mi ne bu sefer de istanbuldaki pistin buzlu olmasından dolayı uçuş iptal o gün içinde istanbula ulaşmayı başaramamıştım.

Cuma, Aralık 08, 2006

Venus Durağında Kadınlardan Kaçmak

Tam anımsamıyorum ama galiba yıl 2339 du. Her bekar erkek gibi huzurlu evimin duvarlarının arasına sığınmış oturmakta ve günlerimin keyfini sürmekteydim. Ancak şeytan durmadı ve beni www 8.1 in o engin büyülü dünyasında gerçek olamayacak kadar rüyalarımın bile görse kendi üretkenliklerinden utanacakları bir kadınla karşılaştırdı. Ve ben bir kaç sanal keyif anından sonra onunla buluşmak için yollara yani aşk gezegeni Dünyaya doğru yola çıktım. Çıkmaya niyetlendim daha doğrusu.. Işınlanmaya param yetmediği için uzay taksisi aranmaya başladım. Bazı donemlerde gerçekten çok ucuz olabiliyorlardı. Ancak sanırım o donem benim ihtiyacım olan bu donem değilmiş. Işınlama kadar pahalı olmalarını hiç ummamıştım. Diğer halk tarzı ulaşım çozumleri ise zaman olarak uygun değildi. Yıllarımı dünyaya gidebilmek için harcayabilirdim ama yine de başarılı olamayıp bilinmedik bir uyduda benimle aynı kaderi paylaşan onlarca insanla birlikte boğazım kesilmiş olarak ve iç organlarımı kaybetmiş bir şekilde cürüyebilirdim.

Çaresizlik içinde en kalabalık terminallerden en ücradaki en tenha terminallere koştururken ve cebimde zaten az olan paramı tüketirken bir an başaramayacaımı anladım ve dedim ki bunun üstüne en iyisimi bi cek denyılz iç evlat gerisi hikaye. Hiç aynaya bakmadın mı? senin neyine karı kız.

Fikir daha kafamdan geçmesini bitirmemişti ki ben ilk gözüme ilişen bara oturmuş kadehimi de elime almıştım. İlk yudumu boğazımdan aşağıya yollayıp midemde yanarak ilerleyen sıvıyı hissederken gözüm yanımdaki meksika şapkalı adama takıldı. Meksika dünyadaydı. Bunu biliodum cünkü cek denyılzdan sonra en fazla tequila tüketirim. Barmene bir el ettim ve adama bir kadeh koymasını işaret ettim. Adam hiç itiraz etmeden kadehi aldı aazında birşeyler geveledi ve kafaya dikti. ben de herşey çok pahalı dünyaya gitcem ama gidemiyorum kaldım buralarda diye dert yanmaya basladım. Adam bana doğru döndü iyice elini kaldırdı işaret parmağını yüzüme doğru salladı bir şey diyecekmiş gibi dudaklarını araladı ve.. ve tabureden aşağı düştü.
--

Perşembe, Ekim 19, 2006

Uçaktaki uyuz yolcu

Emirates uçuorum. Dubai-İstanbul.. Uçağa bindik oturuyoruz motorlar çalıştı yanımdaki adam ateşli ateşli telefon konuşuyor anlamadığım bir dilde.. kapattı.. tekrar aradı falan bende kıllanma günümdeyim olay arıyorum.. genelde umursamam bu mevzuları ve zaten gerekli de değil artık sanarım sadece bizim iç hatlarımızda görüyorum cep telefonunuzu kapatın mevzularını yada bilmiorum ne farkeder biraz sonra öleceğini yada mucizevi bir şekilde canlı olarak kalabileceğini bilerek yere çakılmak üzere olmak gibi bir deneyim keyifli olabilir her neyse adama dedim mister kapatınız telefonunuzu uçak kalkıyor ayıptır. ama biliorum amacımı hostes butonuna da bastım ki kuralına göre oynuyorum hostese soyleyeceim ve ben muhatap olmayacaım hesapta ama hostesin gelmesini beklemeden de daldım adamla mappete adam diyor ya daha kalkmadık uçmuyoruz ki çok önemli bir görüşme hem ben her zaman kullanıyorum bişe olduğu yok. diyorum kendini düsünmüyorsan bizi ne tehlikeye atıyorsun bak bi de utanmıyosun kullandığını itiraf ediyorsun şudur budur baktım adam yeterince ii karşı koyamıyo iyice tiyatroya vurdum atıp tutuyorum pilot arkadasım var şoyle dedi böyle zararlı dedi falan istatistikler uyduruyorum özellikle kalkış anında çok zararlı her yıl dünyada bu yüzden şu kadar kalkış anı sorunu oluyor bunun da yüzde bilmemkaçı bu sebepten diye yazıyorum inceden millet de kulak misafiri ama bakmıyolar göz ucuyla bakma modundalar müdahele eden yok ama bariz yüksek sesle tartışıyoruz adamla çaktırmadan cevredeki yolcuları suzuyorum hehe anın tadına da varıyorum insanların bazıları bana hak veriyo bazıları ne gereksiz tartısma modunda hiç alakadar olmayanlar falan hostes geldi noluyo dedi bende annattım adama kapatın telefonu kalkıyoruz simdi dedi adam zaten yelkenleri çoktan suya indirmisti benim de gazım kaçtı amaan neyse oldum bi yastık istedim sonra uyudum adamda bi 5 dakka aazında kendi dilinde biseler geveledi cık cıkladı sustu.. uyuz yolcu olma sebeplerine bi ışık tutayım dedim.. can sıkıntısı onemli bi faktor mesela

Salı, Eylül 19, 2006

Eli çabuk

yıl yine seneler öncesi.. onbin liralık kağıt paralar yeni çıkmıştı sanarım ya da¹ bilemiyorum ama konu onbin liralıklarla ilgili onun için öyle diyelim..

taksiye bindim cebimde iki tane onbinlik var biliyorum (onbin dediğim de onmilyonluk olacak sıfırları atınca benim dengem şaştı ben zihnimde 3 sıfır atabildim sadece; eskiden bahsederken de yenisinden bahsederken de 6 sıfır ekle 6 sıfır at beynim dumur oldu eskisi yenisi tanımıyorum hepsini ortalama 3 sıfır atıldı noktasında fiksledim)

destinasyona vardık 7 bin lira tuttu sanarım. (onbinliklerin yeni çıktığı zaman olamaz sanarım²) cüzdanımı çıkardım elimde de kitap falan var bişeyler var bi yandan onlara hakim olaraktan cüzdandan parayı çıkardım uzattım biliyorum ya ne param olduğunu fazla bakmadan veriyorum parayı. o arada adam da bi deste parayı çıkardı cebinden para üstü verecek modunda hazırlık yapıo. adam aldı parayı(3 sn falan bu olay) ben kitaplarımı şunu bunu toparlıyorum bekliyorum ki paranın üstünü uzatsın bi sessizlik oldu hareket yok kafamı kaldırdım adama baktım adam da hafif dönmüs bana bakıo. şaşkın bi ifade takındım tam paranın üstü diyeceğim adamın bakısında da bi gariplik sezdim elinde parayı tutuo hala bi baktım adamın elinde binlik(1 milyon) birşey diyecem diyemedim bi anda zihnimden düsündüm :

- ama ben onbin vermiştim
- hayır binlik verdiniz beyfendi (zihnimde kendimi beyfendi yapmama da şaştım tabe :P)
- (hah ne diyecem simdi ben buna nası isbat etcem hınk mınk )

düsünüom düsünüom bise gelmedi aklıma adam da o sırada 7 bin tuttu beyfendi dedi (aha beyfendi dedi) diyecek hiçbişi bulamadım ve cebimdeki son param dier onbinlii de çıkarıp uzattım adama bu sefer bastan sona paraya ve sadece paraya bakarak.. adam da paranın üstünü uzattı indim. el çabukluuna mı hayret ediim ayaküstü onbin lira çarpıldııma mı yaniim ama en çok haklı olup da hiç birşey diyemeyip kendimi ifade edemeyip ve de haklılıımı isbat edemeyisime falan yandım galba çok acayip garip hissedmistim kendimi




¹ bu yada kelime midir nedir -da eki ayrı mı yazılır yazılmazsa neden -de hali vardır -den hali falan da var mıdır nedir ne deildir
² ne çok sanarım dedim ben böyle...

Salı, Ağustos 22, 2006

2 velet ve bir metro

Yıl seksenlerin sonu aylardan ise yazdı yanlış hatırlamıyorsam ve güzide şehrimiz (deniz ural'a not : yol yakınken vazgeçebilirsin ama en yakın noktalama işareti 13 kelimetre sonradır belirteyim) istanbulumuzun ilk metrosu yapılmış bitmiş ve ilk birkaç günlüğüne beleş olarak halkın hizmetine sokulmuştu. On - Oniki yaşlarında bir velet olarak tabe böylesine bir millenyum yeniliği tarafımdan incelenmeden geçilemezdi ve geçilmedi de. (baskılara boyun mu eğiyorum nedir ama hayır 1000 kelimelik tek cümlelik bir post yakında gelecek endişe etmeyin) Ayarttığım bir arkadaşımla beraber kendimizi emniyet durağından metroya attık ve bayrampaşa sağmalcılar falan gibi varoşlara doğru giden hatta ilerlemeye başladı yepyeni toplu taşıma aracımız. Bir kaç durak geçince sanırım üçüncü duraktı sağmalcılarda inelim olduk fazla da uzaklaşmadan merkezimize. Önce ilk düşündüklerimi anlatayım bana acaip garip gelmişti metro metro diyerek yaygara yaptıkları, tamamen yer altından gitmesi önemli olan bir nesnenin yeryüzünden gitmesi.. o zaman böyle düşünmüştüm şimdi ise yorumlayabiliyorum metroyu bile türk usulu yapmışız ya ne denebilir ki. Zaten bir ara hangi belediye başkanı bilmiyorum ama bu alete hızlı tramvay ismi vermişti de sonra tamamen yüzeyden giden zeytinburnu hattı yapılınca e o hızlı tramvaysa buna ne isim vereceğiz yahu diyip tekrar metro ismini iade etmişlerdi. Bak şimdi de belediye başkanını takdir ettim rasyonel adammış yav bunun neresi metro kardeşim dedi heralde göreve gelince. her neyse ned beni dövecek blog konseptinden uzaklaşmadım umarım. biz şimdi iki velet indik metrodan istasyondan çıktık sağmalcılarda dolaşcaz neyini dolaşacaksak çıktık biraz turladık ve geri geldik ama guvenlikçi amca almadı bizi metroya. o bölgenin bütün çocukları kapıya yığılmış sabahtan beri amcanın başının belası oldukları için adam en sonunda hiç bir çocuğu içeri almamaya karar vermiş. biz arkadaşımla bi anda feci olduk tam olarak nerede olduğumuzu kestiremediğimiz ve indiğimiz durağın isminin bir hapishaneyi çağrıştırmaktan başka bizim için bi manasının olmadığı ve aşırı güvenliksiz görünen bir semtte evden millerce uzaktayız. ve tek eve gideceğimiz yolu bulabileceğimiz ulaşım aracı olan metroya binemiyoruz. adama yalanın bini bir para anlatıyoruz bir şeyler ama yemedi çocuk sarrafı olmuş iki dakkada. baktık adam nuh diyo sadece ve unutmuş bütün diğer kelimeleri biz de çaresiz dedik bu metro hattını takip edelim bir önceki durağa gidelim ordan binelim dedik ve cevreyolunun kenarından gayet yuzeyden hem de yaya olarak bir istasyon gittik. Bayrampaşaya geldik içimizde de inceden bi korku var burdaki güvenlikçi amca da böyle bir şey yapar mı diye ama baktık istasyonun onünde çoluk çocuk kalabalığı yok o zaman umutlandık ve evet bir şey demedi adam ve girdik istasyona ve evimize gidebildik. O zamanlar ilgimi çeken bir nokta da istasyonlardı çok temiz böyle kocaman yüksek tavanlı çok sakin durgun hoş mekanlar gibi gelmişti ve o istasyonlar hala da temiz ve güzel mekanlar. Acelesiz zamanlarda en sonlar istasyonlarda boş olur herkes merdivenin kendilerini ilk bıraktığı yerde dikilip bekler metroyu ya işte ben yürürüm en sona doğru otururum o durgunluğu hissederim ve metro gelir binmem önümden içindeki binlerce hayatla geçmesini o florasan ışıklarının atmosferinde izlemek güzel gelir nedendir bilmem.. Sonra o son sefer olur küfür ederek kendine çıkarsın istasyondan..

Çarşamba, Ağustos 16, 2006

Ekmek arası köfte

Bugün bi arkadasın arabasının arka koltuğunda mecidiyeköy civarlarında kırmızı ışıkta kilit vaziette etrafıma bakınmakta ender uğradığım bu şehrin keşmekeş mekanının en berbat saatinde gözüm birden durakta kalkış saatini bekleyen bir otobuste sofor amcanın koltugunda oturmus elinde bir yarım ekmek ve kapının orda sanarım bir kol koyma yeri mi vardır nedir oraya koyduğu tahminimce plastik tabakta bulunan köftelerden kendine ekmek arası yapısını sonra da afiyetle ısırısını ama çok da zevk alarak deil aceleyle bir yandan da otobuse binen insanların sorularına cevap vererek birazcık onların gözüne sokmamaya calısarak arada da pilavını çatallayışına ilişti.

adam orda bu yemeği yemekten rahatsızdı düsüncesiz değildi. sebepleri bilemiyorum eminim adamın hatası (muavin söför olayında bir yetersizlik belki de) ekmek parası kazanma derdi yoğun istanbulun yoğun sefer saatleri halk otobus soforlerine bir minik kulubecik bile ayıramayan iett ve benzeri olabilirliği stratosferde dolanan binbir sebep düsündüm bunun düzelmesini düsündüm bunu düzeltin sofor otobuste yemek yememeliyi düsündüm bunu baırmayı caırmayı bunun ne kadar kolay olacağını düsündüm yemek yenmesi değil belki o koftenin o yemeğin kokusunun otobuse yayılması ve olusturacağı nice baska aç midelerin kazınması gibi sebepleri de düsündüm sonra dedim ki böyle iyi.. işte biz buyuz.. bu biziz yahu artısı eksisi guzeli kötüsü elestirmek için falan da deil ironik hiç deil ibretlik falan da değil böyle iki arada bir derede işini bilir millet halindeyiz kendimizi aç bırakmayız imkanlar yoksa ölecek değiliz ya aksama kadar aç direksiyon sallanmaz ya elbette böyle olacak böyle olmalı ve budur ben de buyum sen de busun herkes bu oldum sırıttım ve kafamı sola cevirdim yanyana üç dükkanın tabelalarına baktım simit şusu, simit busu, simit benim işim... yanyana yan yana yan yan aaaaaaa..

Cuma, Temmuz 28, 2006

Hartum

Bu şehirde taksiciler muhdeşem insanlar. Taksiyi çağırıyorsun hele böyle otelden falan çıkacaksan ve taksi cağırıldıysa direk acımasızlar. gideceğin yeri söylüyorsun ve ne kadara götürürsün diyorsun adam direk 1000 dinar diyor. Şu an hatırlamıyorum ama diyelim ki bu 20 dolar ve orada 20 dolara hizmetçi tutuyorsun aylık sabah 8 de geliyor evi temizliyor envai çeşit yemek yapıyor çamaşır yıkıyor aksam 8 gibi gidiyor. Herneyse adama diyorsun naaptın aabi olmaz 50 dinar veririm. 50 dinar mı yok hayatta olmaz diye bir itiraz ediyor ve bu sefer çok abarttım çok az sööledim tüh götürmeyecek falan oluyorsunuz ama sonunda anlaşıyorsunuz 100 dinara. Pazarlık olayını duyarız falan ama bu kadarına da pes dedirtmişti bana. Aslında hala kaç sene geçti kazıklanmış gibi de hissetmiyorum değil..

Prag

Türkiye'den bir organizasyonla 20 kişi kadar bir grup halinde gittim Prag'a.. Toplu halde dolandığımız bir gün tramvaya bindik. 20 türk genci birarada olunca tabi ki şöyle bir manzara oluştu. Ayakta arka kapının orda tünemiş 20 ye yakın Türk. Bağıra cağıra konuşuyorlar tramvaydaki insanlarla türkce dalga geçip küfür ediyorlar. Sonra da hah hah ha ortalıkta küfür etmek ne zevkliymiş gibi muhabbetler edip gülüyorlar. Enteresan ama illa başka milletler de böyle birşeyler yapıyorlardır. Ama amerikalı ve ana dili ingilizce olan milletler biraz böyle zevklerden mahrum kalıyorlardır diye düşünüyorum. Sıkıcı olmalı amerikalı olmak.

Dubai

Farklı bir perspektiften bakayım ben de ve yurtdışından ineklik etme manzaraları sunayım..

Genelde hele turistseniz taksiyle gezilen bir şehir. Ancak şu anda hatırlamadığım bir nedenden ötürü ki bu kısa bir mesefa olmasından dolayı olabilir otobüse binmeye karar verdim. Sırtımda çantam ve bir beyaz olarak otobüse bindim ve 10 dk kadar sürmeyen otobüs yolculuğum boyunca bu kadar hayatımda rahatsız olmamıştım. 30 - 40 kadar zenci gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Benden başka beyaz yoktu ve edindiğim izlenim beyazların otobüsü kullanmamalarıydı. Kendimi adamların evine izinsiz girmiş biri gibi hissettim ve kan ter içinde kendimi otobüsten dışarı attım ve bir daha da en kısa mesafe bile olsa otobüse binmeyi aklımın ucundan bile geçirmedim. O kısacık sürede gözlemlediğim de kadınların kesinlikle ayakta yolculuk yapamamalarıydı. Ön sıralar kadınların, genç yaşlı gibi bir ayırımcılık yok. İsterse hayatının en enercik anında olsun isterse ayakta durmak istesin kadın bindiğinde otobüse hemen yer veriliyor ve kadın oturmak zorunda kalıyor. Ayakta da en fazla 10 kişi falan alıyorlar. Eğer bu limit aşıldıysa otobüs durakta durmuyor. Birisi inecekse ve durmak zorunda ise de yolcu binemiyor isterse 1000 kişi olsun sırada. Geçen bir yerde fotoğraf gördüm otobüs duraklarını klimalı yapmışlar.