oky etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oky etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Şubat 02, 2007

Bu bir vapur hikayesidir

Geçtiğimiz Pazartesi İstanbul'da şiddetli lodos hakimdi. Ben ve kalabalık, söz verdiğimiz gibi Kadıköy İskelesi önünde buluşmuş, 14:45 vapurunu beklemeye koyulmuştuk. Beşiktaş sahiline vuran dalgalar, sürekli yön değiştiren çılgın rüzgarın da etkisiyle, hangi yöne savrulacağı belli olmayan kavisler çizerek bizimle adeta yakartop oynuyordu. Bu iskelede sigara içmenin ayrı bir tadı vardır. Fatih Erkoç'un da altını çizdiği gibi, genelde yarısını rüzgar içer. Fakat şimdi diğer yarısını da deniz söndürüyordu! Sonra ufukta vapurun görünmesiyle hep beraber duştan çıkıp kapıya doğru yöneldik. Vapur kıvırta kıvırta geldi, bir müddet önümüzde durdu, sonra aldı başını Boğaz'a doğru açıldı. Ben vapur seferlerinin iptal olabileceğini düşündüm. Ancak vapur ilerden ters bir manevra yaparak daha değişik bir açıyla tekrar iskeleye doğru yöneldi. Nihayet yanaşabilmişti.

Kapıların çekilmesiyle birlikte cümbür cemaat doluştuk. Zafer sarhoşluğu içinde bir o yana bir bu yana doğru savruluyorduk. Kendimi Lunapark'taki bir oyuncağın içinde gibi hissettim. Zoraki bir yere oturabildikten sonra yaslandım arkama ve bu eğlencenin tadını çıkardım. Vapur hareketlendi ve Kadıköy'e doğru yola çıktı. Marmaris'ten Dalyan turuna katılmış olanlar bilir, genelde bu deniz yolu oldukça dalgalıdır ve yolcuların yarısı kusar. Çocukken bu büyük teknelerden birinin en uç noktasına oturmuş ve bir daha asla tekrarlanmayacağını düşündüğüm dakikaları yaşamıştım. Abartmıyorum, teknenin ucu denizden 5-6 metre yükselirdi. Ve şimdi bir İstanbul şehir hatları vapurunda bu deneyimi yineliyor olmak oldukça ilginç ve heyecanlıydı. Karın boşluğum kelebeklenmekle meşgulken, tüm yolcular olarak vapurun ani düdüğüne irkildik.

Vapur neredeyse 30 saniyedir düdük çalıyordu. Herkes bir o pencereden bir bu pencereden dışarı bakarak neler olduğunu çözmeye çalışıyordu. Sağ paralelimizde (Haliç tarafı) devasa bir şilepin seyirdiğini gördüm. Ancak Kadıköy zaten solda kaldığı için onun bir problem yaratıyor olması imkansızdı. Derken sol taraftan, muhtemelen Eminönü ya da Karaköy'e doğru yola çıkmış başka bir vurupun doğrudan üzerimize geldiğini gördüm. Sağımızdaki devasa şilep yüzünden kaçma şansımız da yoktu. Ben o esnada, illa ki sahil güvenlik bizi kurtaracağı için canımı değil ancak üzerimde bulunan bir takım elektronik eşyaların suyla teması yüzünden çıkaracağı arızaların derdine düşmüş ve hatta en hesaplı olarak nerede tamir ettirebilirim diye düşünmeye başlamıştım bile! Yavaşladık. Diğer vapurun bize neredeyse birkaç metre yaklaştığı bir anda şilep bizi geçmişti ve hemen sağa kırıp onun arkasına saklandık. Öyle ki, biraz daha bu yönde ilerleseydik, Beşiktaş-Kadıköy seferimiz Eminönü'ne zorunlu iniş yapacaktı! Aşağıda, durumu daha iyi analiz etmeniz için hazırladığım imaj bulunuyor:

Öteki vapur falso yaparak arkamızdan geçti ve kendi güzergahına geri döndü. Biz de şilepin tekrar sol tarafına geçerek Kız Kulesi'ni geride bıraktıktan sonra dalgakıranı kolumuza takıp nispeten daha durgun su üzerinde Beşiktaş İskelesi'ne yanaştık. Eğer vapurda bir ünlü olsaydı, o ölümden döndüğü için biz de ölümden dönmüş sayılcaktık ama.. Kader utansın..

Pazartesi, Ocak 22, 2007

Bu bir canlı bomba hikayesidir (!)

Judie Foster'ın baş rolünü oynadığı Flight Plan isimli filmde Araplar'ın potansiyel teröristler olarak gösterilmesi büyük tepki çekmiş, Amerikan halkının bu konudaki abartılı hassasiyeti eleştirilere sebep olmuştu. Açıkçası, filmin altını çizdiği bu duruma bir Ortadoğu ülkesi vatandaşı olarak ben de içerlemiştim. Tabii birkaç ay önce bindiğim 500T kodlu özel halk otobüsündeki bir adamı kılık kıyafetine aldanıp canlı bomba olduğuna kanaat getirerek ecel terleri dökeceğimi henüz bilmiyordum.

Elini kolunu nereye koyacağını kestiremeyen panik tavırlı ve oldukça kısa boylu bir adam otobüse ilk bindiğim andan beri dikkatimi çekiyordu. Dindar olduğu herhalinden belliydi. Oturur vaziyetteki bir insanın vücut ebatlarını değerlendirmek ne kadar zor olsa da, gövdesinin bu yapıdaki bir insana oranla çok daha geniş olduğunu fark ettim. Daha önceden de birini canlı bomba sanıp otobüsten inmişliğim olduğu için, bu konudaki algılarımın herkese göre daha açık olduğunu göz önünde bulundurarak bu adamın bir canlı bomba olduğuna karar verdim. İnsanları görünüşlerine göre yargılamanın ne kadar yanlış olduğunun bilincindeyim. Ancak söz konusu insanın kendi canı olunca ve benim gibi de paranoyak bir kişiliğe sahipseniz, tüm değer yargılarını bir kenara itmenizde bir sakınca görmüyorsunuz.

İşin tuhaf yanı, elimdeki tüm veriler de fikrimi doğruluyordu. Mesela o gün Papa'nın Türkiye'yi ziyaret edeceği gündü. Otobüsün biraz sonra Levent'ten geçecek olması, bombalama eylemlerinin genelde bu semt civarında gerçekleşmesi ve daha da ilginci, bu bombalama eylemlerini gerçekleştirenlerin, 500T'nin de güzergahında yer alan Kartal-Maltepe ilçelerinden yola çıktığının herkes tarafından bilinmesi tesadüf olamazdı!

Şimdi ben bu ruh halimle adamın her hareketini değişik şeylere yorar olmuştum. Onunla empati kurmaya, eğer ben canlı bomba olsaydım nasıl davranırdım'dan yola çıkarak onun hareketleriyle bunu kıyaslamaya çalışıyordum. Örneğin adam camdaki buharı silerken "Hah tamam benimki kuruntu canım! Ölmeye giden adam seyir zevkini düşünecek durumda olamaz" diye aklımdan geçirirken, adamın kısık sesle dua okuması "Eyvah galiba şimdi patlatacak. Eşşedüenlaaaa...." şeklinde tepkiler vermeme neden oluyordu. Böyle böyle Kozyatağı'na kadar idare ettim. Orada inmeyi düşünüyordum ancak içine düştüğüm bu ikilemin beni yavaşlatması durağı kaçırmama sebep oldu. 15 dk boyunca hiç durak görmeyeceğimiz İkinci Köprü yoluna girmiştik artık..

Vaktin nasıl geçtiğini inanın hatırlamıyorum. Köprü'den önce son durak olan Kavacık'ta kendimi aşağıya attım. Hatta otobüsün o esnada patlama ihtimaline karşı da kavşağın ayağını kendime siper ettim çaktırmadan. Bir sonraki 500T'ye binip de Levent'te inene kadar, meydana gelen çok büyük bir patlama yüzünden trafiğin bir yerde sıkışacağını, kimsenin ne olduğunu anlamayacağını ancak gerçekleri bir tek benim bileceğimi bekledim durdum.

Böyle bir şey olmadı tabii.

Daha sonraki günlerde o adamı 500T'de defalarca gördüm. İlk kez ayakta duruşuna tanık olduğumda, vücudundaki orantısızlığın sebebinin sakatlık olduğunu anladım. Mesela ben şimdi bu yazıyı itiraf.com'a yazsaydım, muhtemelen magmanın yerini sorardım..