Canlı Bomba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Canlı Bomba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Şubat 08, 2007

Taksi Hikayesi - Her taksici paranoyak mıdır?

Geçenlerde Oky'ın postu ile aklıma gelmişti. Hazır unutmadan yazayım dedim.
Pofuduk paltolar var ya hani. Onlardan var üstümde. Çanta taşımamak için tüm zımbırtılarımı cebime tıkamıştım. Palto zaten pofuduk, cebimdekiler düşmesin diye de ellerim cebimde. Bu haldeyken bir taksi durdurdum. Ön koltuğa geçtim. (Arka koltuğa oturduğum zaman hem sohbet etmek zor oluyor hem de taksiye limuzin muamelesi yaptığımı düşünüyorum. O yüzden genelde ön koltuğa oturuyorum.)

Cebimde bir not defteri, birkaç CD, iki paket açılmamış sigara ve bir paket açılmış sigara, bir çakmak, bir kalem, bir adet telefon, bir paket Vivident sakız. Hiçbiri cebimden dökülmesin diye ellerim de cebimde yola çıktık. Oturur oturmaz şoförde bir gerginlik hissettim. Yan gözle beni inceliyordu. Mont pofuduk, eller cepte ve cepler belli ki dopdolu. "Ulan bu herif canlı bomba olmasın!". Aklıma bu geldi ve bir süre ses çıkarmadım. Cebimden sakızı çıkarıp ağzıma attım. O sırada adam bana "sigara içebilir miyim" diye sordu. "Tabi" dedim "ben de içeyim bir tane".

(Bu durumda çoğu taksici kendi içtiği sigarayı tutuyor bana ama onlarınki benim kullandığım sigaradan olsa bile almıyorum. Bu taksici bana sigara tutmadı. Bombacıya sigara mı tutulur, değil mi?)

Halk arasında, bir yerlerden empoze edilmiş bir "bombacı tipi" vardır. Genellikle saçlarınız ve teniniz kapkara ise, bu kapkara sakallar ve saç birbirine karışmışsa, asık suratlı iseniz, gergin görünüyorsanız vesaire vesaire... Sizi bombacı zannedebilirler.

Fakat bizim durumda, taksici bu özelliklerden sadece "üç günlük sakal" kısmına takılı kaldı sanırım. Haa bir de gittiğimiz yer Etiler!! Sakız çiğniyorum, gergin görünmüyorum, suratımda hiç bombacı ifadesi yok falan filan... Tek şüpheli yer pofuduk montum ve bu montun önünün kapalı olması. E hava soğuk, ne yapayım?

Şoförün gözünün önüne ertesi günün gazete manşetleri bir geliyor, bir gidiyor: "Akmerkez'de Canlı Bomba", "Canlı Bomba Takside Patladı", "Yine Sakar Bir Bombacı. Hedefi Bekleyemeden Takside Patlattı" (Tam gazete başlıkları oldu. Bir tane daha yazayım: "Canlı Bomba Takside, Etiler'e Giderken Patladı" - sevgili Şahin Tekgündüz'ü de anmış olalım:))

En sonunda şoför kararını verdi ve benim bombacı olamayacağıma kanaat getirdi herhalde ki : "Bu İstanbul'un trafiği de..." diye başladı muhabbete. İnerken bozuk para da verdim. Daha ne olsun? Pofuduk montla taksiye binerken montun önünü açıp göstermek gerekiyormuş. "Bak, canlı bomba falan değilim" diye. Ondan sonra cebinizdeki silahı düşürmemek için elinizi cebinizde tutarak yolculuğunuza devam edebilirsiniz tabi:)
["Kim cebinde silah taşır" sorusunu sormadığımızı varsayalım.]

Valla zor iş taksicilik. Helal olsun.

Pazartesi, Ocak 22, 2007

Bu bir canlı bomba hikayesidir (!)

Judie Foster'ın baş rolünü oynadığı Flight Plan isimli filmde Araplar'ın potansiyel teröristler olarak gösterilmesi büyük tepki çekmiş, Amerikan halkının bu konudaki abartılı hassasiyeti eleştirilere sebep olmuştu. Açıkçası, filmin altını çizdiği bu duruma bir Ortadoğu ülkesi vatandaşı olarak ben de içerlemiştim. Tabii birkaç ay önce bindiğim 500T kodlu özel halk otobüsündeki bir adamı kılık kıyafetine aldanıp canlı bomba olduğuna kanaat getirerek ecel terleri dökeceğimi henüz bilmiyordum.

Elini kolunu nereye koyacağını kestiremeyen panik tavırlı ve oldukça kısa boylu bir adam otobüse ilk bindiğim andan beri dikkatimi çekiyordu. Dindar olduğu herhalinden belliydi. Oturur vaziyetteki bir insanın vücut ebatlarını değerlendirmek ne kadar zor olsa da, gövdesinin bu yapıdaki bir insana oranla çok daha geniş olduğunu fark ettim. Daha önceden de birini canlı bomba sanıp otobüsten inmişliğim olduğu için, bu konudaki algılarımın herkese göre daha açık olduğunu göz önünde bulundurarak bu adamın bir canlı bomba olduğuna karar verdim. İnsanları görünüşlerine göre yargılamanın ne kadar yanlış olduğunun bilincindeyim. Ancak söz konusu insanın kendi canı olunca ve benim gibi de paranoyak bir kişiliğe sahipseniz, tüm değer yargılarını bir kenara itmenizde bir sakınca görmüyorsunuz.

İşin tuhaf yanı, elimdeki tüm veriler de fikrimi doğruluyordu. Mesela o gün Papa'nın Türkiye'yi ziyaret edeceği gündü. Otobüsün biraz sonra Levent'ten geçecek olması, bombalama eylemlerinin genelde bu semt civarında gerçekleşmesi ve daha da ilginci, bu bombalama eylemlerini gerçekleştirenlerin, 500T'nin de güzergahında yer alan Kartal-Maltepe ilçelerinden yola çıktığının herkes tarafından bilinmesi tesadüf olamazdı!

Şimdi ben bu ruh halimle adamın her hareketini değişik şeylere yorar olmuştum. Onunla empati kurmaya, eğer ben canlı bomba olsaydım nasıl davranırdım'dan yola çıkarak onun hareketleriyle bunu kıyaslamaya çalışıyordum. Örneğin adam camdaki buharı silerken "Hah tamam benimki kuruntu canım! Ölmeye giden adam seyir zevkini düşünecek durumda olamaz" diye aklımdan geçirirken, adamın kısık sesle dua okuması "Eyvah galiba şimdi patlatacak. Eşşedüenlaaaa...." şeklinde tepkiler vermeme neden oluyordu. Böyle böyle Kozyatağı'na kadar idare ettim. Orada inmeyi düşünüyordum ancak içine düştüğüm bu ikilemin beni yavaşlatması durağı kaçırmama sebep oldu. 15 dk boyunca hiç durak görmeyeceğimiz İkinci Köprü yoluna girmiştik artık..

Vaktin nasıl geçtiğini inanın hatırlamıyorum. Köprü'den önce son durak olan Kavacık'ta kendimi aşağıya attım. Hatta otobüsün o esnada patlama ihtimaline karşı da kavşağın ayağını kendime siper ettim çaktırmadan. Bir sonraki 500T'ye binip de Levent'te inene kadar, meydana gelen çok büyük bir patlama yüzünden trafiğin bir yerde sıkışacağını, kimsenin ne olduğunu anlamayacağını ancak gerçekleri bir tek benim bileceğimi bekledim durdum.

Böyle bir şey olmadı tabii.

Daha sonraki günlerde o adamı 500T'de defalarca gördüm. İlk kez ayakta duruşuna tanık olduğumda, vücudundaki orantısızlığın sebebinin sakatlık olduğunu anladım. Mesela ben şimdi bu yazıyı itiraf.com'a yazsaydım, muhtemelen magmanın yerini sorardım..