Geçtiğimiz Pazartesi İstanbul'da şiddetli lodos hakimdi. Ben ve kalabalık, söz verdiğimiz gibi Kadıköy İskelesi önünde buluşmuş, 14:45 vapurunu beklemeye koyulmuştuk. Beşiktaş sahiline vuran dalgalar, sürekli yön değiştiren çılgın rüzgarın da etkisiyle, hangi yöne savrulacağı belli olmayan kavisler çizerek bizimle adeta yakartop oynuyordu. Bu iskelede sigara içmenin ayrı bir tadı vardır. Fatih Erkoç'un da altını çizdiği gibi, genelde yarısını rüzgar içer. Fakat şimdi diğer yarısını da deniz söndürüyordu! Sonra ufukta vapurun görünmesiyle hep beraber duştan çıkıp kapıya doğru yöneldik. Vapur kıvırta kıvırta geldi, bir müddet önümüzde durdu, sonra aldı başını Boğaz'a doğru açıldı. Ben vapur seferlerinin iptal olabileceğini düşündüm. Ancak vapur ilerden ters bir manevra yaparak daha değişik bir açıyla tekrar iskeleye doğru yöneldi. Nihayet yanaşabilmişti.Kapıların çekilmesiyle birlikte cümbür cemaat doluştuk. Zafer sarhoşluğu içinde bir o yana bir bu yana doğru savruluyorduk. Kendimi Lunapark'taki bir oyuncağın içinde gibi hissettim. Zoraki bir yere oturabildikten sonra yaslandım arkama ve bu eğlencenin tadını çıkardım. Vapur hareketlendi ve Kadıköy'e doğru yola çıktı. Marmaris'ten Dalyan turuna katılmış olanlar bilir, genelde bu deniz yolu oldukça dalgalıdır ve yolcuların yarısı kusar. Çocukken bu büyük teknelerden birinin en uç noktasına oturmuş ve bir daha asla tekrarlanmayacağını düşündüğüm dakikaları yaşamıştım. Abartmıyorum, teknenin ucu denizden 5-6 metre yükselirdi. Ve şimdi bir İstanbul şehir hatları vapurunda bu deneyimi yineliyor olmak oldukça ilginç ve heyecanlıydı. Karın boşluğum kelebeklenmekle meşgulken, tüm yolcular olarak vapurun ani düdüğüne irkildik.
Vapur neredeyse 30 saniyedir düdük çalıyordu. Herkes bir o pencereden bir bu pencereden dışarı bakarak neler olduğunu çözmeye çalışıyordu. Sağ paralelimizde (Haliç tarafı) devasa bir şilepin seyirdiğini gördüm. Ancak Kadıköy zaten solda kaldığı için onun bir problem yaratıyor olması imkansızdı. Derken sol taraftan, muhtemelen Eminönü ya da Karaköy'e doğru yola çıkmış başka bir vurupun doğrudan üzerimize geldiğini gördüm. Sağımızdaki devasa şilep yüzünden kaçma şansımız da yoktu. Ben o esnada, illa ki sahil güvenlik bizi kurtaracağı için canımı değil ancak üzerimde bulunan bir takım elektronik eşyaların suyla teması yüzünden çıkaracağı arızaların derdine düşmüş ve hatta en hesaplı olarak nerede tamir ettirebilirim diye düşünmeye başlamıştım bile! Yavaşladık. Diğer vapurun bize neredeyse birkaç metre yaklaştığı bir anda şilep bizi geçmişti ve hemen sağa kırıp onun arkasına saklandık. Öyle ki, biraz daha bu yönde ilerleseydik, Beşiktaş-Kadıköy seferimiz Eminönü'ne zorunlu iniş yapacaktı! Aşağıda, durumu daha iyi analiz etmeniz için hazırladığım imaj bulunuyor:
Öteki vapur falso yaparak arkamızdan geçti ve kendi güzergahına geri döndü. Biz de şilepin tekrar sol tarafına geçerek Kız Kulesi'ni geride bıraktıktan sonra dalgakıranı kolumuza takıp nispeten daha durgun su üzerinde Beşiktaş İskelesi'ne yanaştık. Eğer vapurda bir ünlü olsaydı, o ölümden döndüğü için biz de ölümden dönmüş sayılcaktık ama.. Kader utansın..
