Bursa'ya geldiğim ilk yıldı. Kendi ayaklarımın üzerine durma vaktiydi. Eve yerleşme, okuldu filan derken, ilk fırsatta ev arkadaşımla birlikte şehri keşfetmeye çıktık. Burda Özlem'ciğimi de anmış olayım, hikayede katkısı büyüktür :) Atladık otobüse şehir merkezine doğru gidiyoruz ama hiç bilmeyerek. Sadece ineceğimiz durak tarif edilmişti. Her yerin de o durağa göre tarifi alındığı için, durak son derece önemliydi bizim için. O zamanlar Bursa'da up uzun, körüklü, kırmızı, hantal mı hantal otobüsler vardı. Şöför gaza bastıkça can verir gibi sesler çıkarıp, sık sık yolda bozulanlardan. Neyse, biz otobüsümüzdeyiz yolumuza devam ediyoruz. İneceğimiz durağa geldik. Durağı kaçırmamış olmanın mutluluğuyla yerimizden kalkıp, arka kapının önünde dikilip kapının açılmasını bekledik. Tüm kapılar açıldı, bizimki açılmıyor. Kapı duvar. Sıkıştı herhalde, açılır herhalde falan diyip bekliyoruz hala. Baktık açılacağı yok, durak da kaçacak, orta kapıya doğru koşar adım ilerledik. Tam kapının önüne geldik ki, kapı kapandı, teker döndü. Vah, tüh, şimdi ne yapıcaz, diğer durak nerde ki falan diye bir endişe aldı bizi. İneceğimiz sonraki duraktan geri dönmemiz gerekiyor ya, otobüs giderken geçtiğimiz her yeri dikkatle beynimize kazımaya çalıştık kaçırdığımız durağa dönebilmek için. Bir süre sonra ikinci durağa geldik. Biz orta kapıda bekliyoruz. Bütün kapılar açıldı, hatta biraz önce açılmayan arka kapı bile. Bizimki açılmıyor. Bizdeki şansa bak! Bu sefer de bir umut arka kapıya koştuk, tam kapıya geldik ki yine teker döndü, otobüs hareket etti. Bu durak da kaçtı. Olay mahallindeki yolcular iki durak mesafesince bizi garip garip izledikten sonra, aslında sadece inmeye çalıştığımızı anladılar da, sağ olsunlar bize kapının üzerinde duran kırmızı küçük düğmeyi gösterdiler. O küçük düğme kurtuluşumuz demekti. Bastık sonraki üçüncü durakta indik. Tabi tarif marif her şey bitti, biz keşif yaptık. Bizim geldiğimiz yerlerde küçücük otobüsler, durmak için durak aramayan ve ‘Sağda ineyim!’ diye bağıran herkesi istediği yerde bırakan duyarlı şöförlerle yapılan toplu ulaşım hizmeti bulunduğu için büyük şehir adetlerini anlayamadık. Tam köyden indim şehre durumu yani :)