Aylin Şener etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aylin Şener etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Şubat 12, 2007

Abimle Yolculuk

Abim uzun yıllardır yurt dışında yaşadığı için Türk adetlerini biraz unutmuş. İki yıl kadar önce birlikte otobüsle Bursa’ya doğru yola çıktık. Uzun süre görüşemediğimiz için konuşacak çok şeyimiz birikmiş, yol boyunca konuşuyoruz.

Ama sohbetimiz sürekli otobüs muavini tarafından çeşitli ikramlar yapılmak üzere bölünüyordu.

Sohbetimiz yolculuğun başından beri; iki defa yiyecek-içecek ikramı, iki defa su ikramı, şeker ikramı, kolonyalı mendil ikramı ve gazete-dergi gibi okuyacak bir şeyler ister misiniz gibi her seferinde “verici” sebeplerle kesilmişti. Yolculuğun sonuna doğru muavin eline aldığı büyük çöp poşeti ile çıkageldi. En önde oturduğumuz için bizden başlayarak çöpleri toplamaktı niyeti.

Muavinin tekrar geldiğini gören abicim elinde ağzı açık olarak çuval gibi tuttuğu poşete sarılarak, içindekilerden almak üzere daldırdı elini. O anı bir düşünün lütfen. Sonrasında ağız dolusu kahkahalar…….

Abicim çok özlettin kendini
Ben de kulaklarını çınlattım biraz

Çarşamba, Şubat 07, 2007

Ne alırsınız?

Çok sevgili arkadaşım Filiz’e ait bir otobüs hikayesini paylaşmak istedim.

Filiz ve anneannesi bir gün İstanbul’dan Bodrum’a doğru yola çıkmış. Tabi yol uzun, arada yolculara servis yapılacak.
Muavin servis arabasını hazırlamış ve dolaşmaya başlamış. Sıra onlara geldiğinde muavin ile anneannesi arasında şöyle bir konuşma geçmiş:

Muavin : Ne alırsınız? Çay, kahve meşrubat?
Anneanne : Evladım, çayı şimdi alayım. Kahveyi de sonra getirirsin.

Bu olayı dinlediğim an hala gözümün önünde. Hayatımda en çok güldüğüm anlardan biridir.

Cumartesi, Ocak 27, 2007

Otobüse Önden Binilir de, Nerden İnilir?

Bursa'ya geldiğim ilk yıldı. Kendi ayaklarımın üzerine durma vaktiydi. Eve yerleşme, okuldu filan derken, ilk fırsatta ev arkadaşımla birlikte şehri keşfetmeye çıktık. Burda Özlem'ciğimi de anmış olayım, hikayede katkısı büyüktür :) Atladık otobüse şehir merkezine doğru gidiyoruz ama hiç bilmeyerek. Sadece ineceğimiz durak tarif edilmişti. Her yerin de o durağa göre tarifi alındığı için, durak son derece önemliydi bizim için. O zamanlar Bursa'da up uzun, körüklü, kırmızı, hantal mı hantal otobüsler vardı. Şöför gaza bastıkça can verir gibi sesler çıkarıp, sık sık yolda bozulanlardan. Neyse, biz otobüsümüzdeyiz yolumuza devam ediyoruz. İneceğimiz durağa geldik. Durağı kaçırmamış olmanın mutluluğuyla yerimizden kalkıp, arka kapının önünde dikilip kapının açılmasını bekledik. Tüm kapılar açıldı, bizimki açılmıyor. Kapı duvar. Sıkıştı herhalde, açılır herhalde falan diyip bekliyoruz hala. Baktık açılacağı yok, durak da kaçacak, orta kapıya doğru koşar adım ilerledik. Tam kapının önüne geldik ki, kapı kapandı, teker döndü. Vah, tüh, şimdi ne yapıcaz, diğer durak nerde ki falan diye bir endişe aldı bizi. İneceğimiz sonraki duraktan geri dönmemiz gerekiyor ya, otobüs giderken geçtiğimiz her yeri dikkatle beynimize kazımaya çalıştık kaçırdığımız durağa dönebilmek için. Bir süre sonra ikinci durağa geldik. Biz orta kapıda bekliyoruz. Bütün kapılar açıldı, hatta biraz önce açılmayan arka kapı bile. Bizimki açılmıyor. Bizdeki şansa bak! Bu sefer de bir umut arka kapıya koştuk, tam kapıya geldik ki yine teker döndü, otobüs hareket etti. Bu durak da kaçtı. Olay mahallindeki yolcular iki durak mesafesince bizi garip garip izledikten sonra, aslında sadece inmeye çalıştığımızı anladılar da, sağ olsunlar bize kapının üzerinde duran kırmızı küçük düğmeyi gösterdiler. O küçük düğme kurtuluşumuz demekti. Bastık sonraki üçüncü durakta indik. Tabi tarif marif her şey bitti, biz keşif yaptık. Bizim geldiğimiz yerlerde küçücük otobüsler, durmak için durak aramayan ve ‘Sağda ineyim!’ diye bağıran herkesi istediği yerde bırakan duyarlı şöförlerle yapılan toplu ulaşım hizmeti bulunduğu için büyük şehir adetlerini anlayamadık. Tam köyden indim şehre durumu yani :)