Çarşamba, Ekim 17, 2007
Otobüs içi reklamlar
O afişi görür görmez aklıma şu geçen yıllardaki Cem Yılmaz'lı Doritos reklamında geçen cümle gelmişti: "İnsan yiycek bunu, insan".
Bir tane de İddaa'dan. Geçen gün fark ettim, hani şu ayakta dikilenler için tutaçlar vardır ya. Onlara ilan vermişler: "Futbol ayakta kalmaktır" yazıyor. Hoşuma gitti. (Onun da resmini çeken olursa arka koltuklarımız hala boş, ekleriz:-)
Uzun bir aradan sonra
Aslında daha önce de sıkca dile getirdiğim gibi evimin çok ters bir yerde olmasından dolayı arabasız pek dışarı çıkamıyorum. Ama o gün sabah bir arkadaşım aldı beni. Zaten gideceğimiz yerden de beraber döneceğimiz için tek arabayla çıkmanın daha akıllıca olacağını düşünmüştük. Lakin işler planladığım gibi gitmedi, gittiğim yerden başka bir yere geçmem gerekti, ordan oraya ordan oraya derken benim eve dönme saatim gece yarısına doğru oldu. Gün içi gezmelerimde hep arkadaşların arabalarıyla bi yerlere gittik geldik, ama eve dönüş saati geldiğinde beni eve bırakabilecek kimse kalmamıştı, ben de mecburen otobüs durağının yolunu tuttum.
Saat 11 buçuk suları, otobüs durağında yerimi aldım. O gece uzun zamandır hasretle beklediğimiz yağmur bizi şereflendirmiş, ince ince yağıyordu (bu yağışın barajların doluluk oranına bir katkısı olmamış ne yazık ki). Otobüs 12:15de geldi. Yapacağım otobüs yolculuğundan daha uzun bir bekleme süreci yaşamış oldum. Ayrıca uzun zamandır otobüse binmemiş bir insan olarak, yol seyretme keyfi için sabırsızlanan bana bu süre daha da uzun geldi.
Siz şimdi böyle uzun bir girizgahdan sonra sanıyosunuz ki otobüsde çok acaip bir şey oldu, onun için yazıp duruyor, ortamı detaylarıyla anlatıyorum. Ama hiç de öyle acaip birşey olmadı. Otobüs geldi bindim, yağmur yüzünden buğulanan camlar ve dışarıdaki karanlık yüzünden yol seyretme keyfi falan da yaşayamadım.
E peki bu kadar lafı niye yazdım?
Şehir içi ulaşımı otobüsle sağlıyorsanız mutlaka yanınızda olaması gereken şeylerin kitap veya müzik dinlemenize yarayacak bir aparat olduğunu size hatırlatmak istedim. Eğer bunlar yoksa ve yağmur ve karanlık yüzünden dışarıyı göremiyorsanız, otobüsde de ilginç birşeyler olmuyorsa yol çok sıkıcı olabiliyor.
Her şeye rağmen otobüs yolculuğu yapmayı özlemişim, o ayrı.
Pazartesi, Ekim 08, 2007
Perşembe, Ekim 04, 2007
ABS (Avanakların Baskı Sistemi)

Bu blogda ABS üzerine birçok hikaye vardı. Hepsinde de şu ABS'yi bahane edip birbirinin üstüne çullanan insanlar rol aldı.
Bu fotoğrafı Zoya'nın blogundan alıyoruz. Afiş gibi!
Zoya yine de eklemiş:
"Otobüslerde telefonla konuşmak pek de yasak değilmiş. Bunu Taksim yolunda teyit ettik."
Cuma, Eylül 28, 2007
Biraz da amcalardan bahsedelim
Aşağıdaki olayı Zoya göndermiş.
Eminönü'nden kalkan Başakşehir otobüsünün dolmasını bekliyoruz. Yaşlı
bir amca otobüse biniyor, şoföre bakıyor.
- Evladım bu Eminönü'ne gider mi?
- Amca Eminönü'ndeyiz zaten.
- E peki nereye gider?
- Başakşehir'e.
- Pekiiii ben de o zaman oraya giderim:)))
Pazartesi, Eylül 24, 2007
Onur Yüksel Anlatıyor : Bursa'dan bir otobüs hikayesi
Yazmaya üşenenler için video servisimiz de başlamıştır. Yukarıdaki örnekte olduğu gibi...
Çekimde miyiz?
Çekimdeyiz.
Çekilin yoldan, geliyor Otobüs :)
Yukarıdaki videoyu göremeyenler için direkt link burada.
Cuma, Eylül 21, 2007
Otobüste Uyuklarken Yanağı Cama Yapıştırma Eylemi
Diyelim yol uzun. Üstelik gece. Başlarda gözlerimiz oldukça fincan gibi. Koftiden sanatçı olan ruhumuz koltuğa oturur oturmaz insan gözlemlerine başlamış. Ruhumuzun eleştirel tarafı ise aynı anda 'sanki bir dahaki romanına yazacak karakter arıyor a.q. salağı' gibi normalde başkasına bile demeyeceğimiz şeyleri bizzat bize söylüyor.Bu iç çekişmeler, çemkirmeler ve/ veya çelişkiler yavaş yavaş uykumuzu getiriyor. Muavin filmi koyuncaya kadar bir saat kadar vaktimiz var. Gözlerimizn görüşü bir süredir üstten yarı yarıya kapanarak sınırlanmış durumda zaten. Ne yapmalıyız? Uykuyu iyicenemene çağıran hareketler yapmalıyız değil mi?
Ve fakat o da ne? Yolculuk boyunca yanında tuttuğu sırt çantasından minik yastık, küçük su, ufak kek, terlik, ayıcık gibi şeyler çıkararak istikametine yol yorgunluğundan eser olmadan varanlar familyasından olmadığımız için göğse düşen kafa kısa bir süre sonra cama ufak bir küt sesiyle çarpmaya başlamıştır. Zira, kafamız yanımızdaki yolcu kişinin omzuna düşmesin diye cama doğru cama doğru uyuklamaya çalışmaktayızdır.
İşte tam burada, üçüncü kütten sonra kafayı bir daha eski yerine getirme arzumuz tamamen suyunu çekmiştir. İyice bastıran uykuyla, alnımızın üst köşesini cama sağlamca yerleştiririz. Ve fakat, seyir halindeki otobüsün zıngır zıngır zıngırdayan bedeni, beynimizde ufak ama sürekli depremlere sebep olmaktadır.
Muavin, elindeki yuvarlak ve aynamsı nesneyle tavana yakın duran ekrana doğru yönelmiştir. Uyuklamak için son üç dakikadır. Önce çaktırmadan etrafa bakılır. Diğer koltuklarda, yaşıtımız olup da fiziksel olarak 10 üzerinden en az 7 verebileceğimiz bir karşıcins kişisi olup olmadığı kontrol edilir. Diyelim öyle biri var, o zaman konumuna göre karar verilir, stratejik davranılır. Ben yok varsayarak devam ediyorum, zira başlıkta söylediğim sonuca ancak böyle varabilirm.
Yakın koltukların temiz olduğu kanaatine vardıktan sonra artık yapacak tek bir hareket kalmıştır. Film başlamak üzere olduğundan uyku için çok az kalan süreyi daha iyi değerlendirmek için bu hareket olabildiğince hızlı yapılmalıdır: Tek seferde, yumuşak ve sıcak yanağımızı, sert ve soğuk cama yapıştırırız. İşte oldu, bu kadar! Başta gelen ufak ürperme hemen geçecektir. Film başladıktan bir süre sonra, yani yüksek ve dandirik ses dolayısıyla uykumuz açılıncaya kadar, gönül rahatlığıyla bu pozisyonda durabiliriz. Hadi bakalım.
Dipteki Not: Üç tarafı yastıkla kaplı bir boynunuzun olduğu hal, otobüs uyuklamaları için en rahat hal. Demem o ki, o şişirilerek kıvamını bulan, ortası eksik yastıkları küçümsemeyin, birer tane edinin.