Salı, Ocak 16, 2007

ablamdan bir adet hollanda ma'cerosu

Yıl 1988, ben kendimi aşıp enginlere de sığamadan taşıp Hollanda'ya gittimdi. Gittim diyorsam, şimdi Ankara'ya bile gitmeyeceğim bir miktar para cebimde sahte pasaport elimde şeklinde… Yani kayıt kuyut yok orada olduğuma dair. Neyse Hollanda kucak açmış beni beklemiyor tabii, ama o zaman Türklük bu kadarda prestijsiz değil gibi… Hollandaca dil bilgim ise elif mertek kıvamında.
Her an paranoya bakışlarla çevremi süzmekte olduğumdan yanımdaki insanlar beni sık sık uyarıyorlar ama o duygu insanın içinde öyle güçlü ki, engel olamıyorum. Bir de istikrarlıyım, nerede hangi ortamda olursam olayım paranoyamdan ödün vermiyorum. Bir gün gene etrafa bakarken bakarken tramvaya bindim. (Nereden nereye gidiyorsun? Evden işe-işten eve mi, geziyor musun? Elbette, para yok diyorum sana nerede gezeyim başlangıçta?!)
Tramvayda sivil giyimli, ama resmi bir görevi olduğunu anladığım baya iri kıyım 2 kişi bana bir şeyler demeye başlamasın mı?! Anlamazdan geliyorum (ne dediklerini zaten anlamıyorum da, bana söylediklerini anlamazmış gibi yapıyorum) ama onlar çok ısrar ediyor, ille de bizi anla tonunda hep aynı cümleyi tekrarlıyor.
Ben sevgili yurttaşlarımdan o kadar çok yabancılar polisi ve sınır dışı etme hikayesi dinlemişim ki, adamların kesin polis olduklarına kanaat getiriyorum… Ne kadar korktuğumu anlatmam mümkün değil.
(EEE?) Eeesi, nihayet yardım sever ve Türkçe bilen bir Hollandalı konuyu anlattı, adamlar sadece kontrolörmüş, kaçak yolcu var mı diye bilet kontrolü yapıyorlarmış... Biletimi gösterdim ve gideceğim yere daha 3-4 durak olmasına rağmen indim yürüdüm yürüdüm, kendime ancak gelebildim…
İşte beyle canım, o zamanlar şimdi bizim belediyelerin çok müthiş bir buluş sandıkları 1 saatlik seyahatlerde aktarmalar ücretsiz uygulaması vardı Hollanda’da. Bilet saatini geçip geçmediğini de bu kontrolörler denetliyordu.

(KAHRAMAN ABLAMMM!)

5 yorum:

şahika uğurlu dedi ki...

ay bunu da eklemezsem çatlarım, sequel yaptı ablam:
Sana dedim miydi bilmem, Hollanda ma'cerosunun en komik taraflarından biri bence Yeşilköy hava limanında şimdiki Atatürk havaalanında polise pasaportumu uzattım ama, ne mutlulukla karşımdaki polis ama ben korkmuyorum… Çünkü sınır dışı yok!
Memur bir bana bir pasaporta baktı "Ooo Ayşe hanım hoş geldiniz, nerelerdeydiniz?" dedi. Bir şey anlamadım, yeni bir kabus gibi geldi önce. Ama sonra anladım tabii, sadece Kapıkule çıkış var pasaportta sonra 10 ay boşluk ve Atatürk havalimanı giriş. “Eee”, dedim “Hollanda’da”, “ belli olmuyor da” dedi memur…

Ned Dorsey dedi ki...

:)
Bizim ücretsiz aktarmalarımız daha teknolocik ama. Hiç öyle manuel çalışmıyoruz yoksa işin cılkı çıkardı ve milyonlarla sayılan memur miktarına milyarlar eklenirdi herhalde:))

Biip. Geçtiiii. :)

Sahte pasaport nasıl oluyor ben onu anlamadım ama. Sadece filmlerde, casusların kullandığı bir şey değil midir o? Yoksa Şahika'nın ablası casus olarak mı gidiverdi Hollanda'yaaa

Ned Dorsey dedi ki...

Bu arada Hollanda'ya casus olarak gitmek de çok enteresan bir nokta. Eğitim sistemini incelemek üzere Türkiye'ye gelmek gibi bir şey olsa gerek:))

şahika uğurlu dedi ki...

pasaportun durumunu ben de tam anlamadım, ablamın anlattığı şekilde yazdım.
sanırım pasaportu gerçek ama vize ve benzeri aksesuarları yok.
:)casus diil benim ablammmm!

deniz ural dedi ki...

Şahika, ablan biraz daha o bakışlarla dolaşsaymış gerçekten polisleri de çekebilirmiş üzerine. (Tam burada Pardon filmini hatırladım.)
:)