Çarşamba, Ekim 14, 2009

Otobüs camından içeri giren güneş! Çabuk dışarı çık!

güneş resmi

Sabah sabah otobüsler de küçük çocukları görmek pek zordur. Ya onca kalabalığın arasında pek göze çarpmazlar ya da annesinin kucağında uykusuna kaldığı yerden devam ederler.

Neyse ki, güneşli bir gün rastladım bir tanesine. Tamam yine annesi vardır, evet kucakta gidiyordu. Ama bu sefer güneş de onunla birlikte gidiyordu. Gözlerine gelen ışığı eliyle kovuyordu. Annesine şunu dediğini duydum:

- Anne, gözüme güneş kaçıyor!

Aynı serzenişte bulunmama gerek kalmamıştı. İçimden geçenleri işte böylesine güzel anlatıyordu. Gözlerimizde hala çapaklar dolaşıyordu, göz kapaklarımız yine kapanmak istiyordu. Ağzımızı kocaman açıp şöyle güzelce esnesek ne olurdu? Derken, bir cevap duyuldu:

- Herkes gibi Güneş'de uyanmış. Herkes gibi herkese gülümsüyor.

Bu cevabı güneşten almışız gibi mutluyduk. Artık gözlerimiz kendiliğinden açılabilirdi. Gülümseyebilirdik.

Zaten öyle de oldu.

[resim: art.crazed]

Pazartesi, Temmuz 27, 2009

Nilüfer'e Açık Mektup


Sevgili Nilüfer,


Seninle ne zaman tanıştığımızı hatırlamıyorum, uzun zaman oldu. Her şehirlerarası ilişki gibi bizim ilişkimizde zor olacaktı, bu en baştan belliydi. Hele benim bu tür ilişkilerle ilgili rahatsızlığım göz önünde tutulunca belki de hiç dikiş tutmayacak bir şeydi bizimki... Yine de bir şekilde yürüdü, iyi - kötü, genelikle iyi... Bir ara kötü yola düştüğünü söylediler, gazetelere tvlere çıktın, hatta ailemden seninle görüşmemi yasaklamak isteyenler olduysa da ben yine de sevdim seni...


Fakaaat, artık herşey değişiyor, reform olacak demeye başladıktan sonra hiç değişmediğini görmek beni üzdü açıkçası, hatta derin yaralar bıraktı gönlümde... Bu ilişkiyle ilgili sana söylemek istediğim bazı şeyler var. Hiç istemem ama bunlar düzelmese belki de yollarımızın ayrılması gerekecek, belki de ben Kamil'e gitmek zorunda kalacağım. İşte listem:
  1. Gece yolculukları yastıksız olur mu yahu, derikoltuk yaptın da ne oldu. Gece yolculuklarında yastık istiyorum.

  2. TV koymuşsun koltukların arkasına pek güzel olmuş ama en az bir tane atyazılı film, 4 adet de radyo kanalı istiyorum.

  3. O Nilüfer Catering yazan kekler de portakal suyu da çok kötü, git anlaş birileriyle yahu. Kamil'e bak da örnek al. cık cık cık.

  4. Internetten alınan biletleri yine internetten ya da telefonla açık bilete çevirme şansı ver. Ne bu yahu bilet ipta edeceğim zaman mecbur şubeye gidiyorum. Hatta bunu artı bilet üteliğiyle alınan bütün biletler için uygulayabilirsin. Sonuçta artı bilet sistemine şifreyle giriliyor değil mi?

  5. Artı biletten kazanılan biletler de internetten alınabilsin, niye illa şubeye kadar yoruyorsun beni?

  6. Bolu Gökdemir Dinlenme Tesisleri ile olan arkadaşlığına saygı duyuyorum ama başka arkadaş mı yok sana yahu, yol ver gitsin.

  7. Kartal olsun, Kavacık olsun şehiriçi servislerin hareketi için 15 dakka beketme gecenin bir yarısında gelen yolcuyu. Hele başka yolcu gelmemesine rağmen bunu yapıyorsan ayıp sana. Yolculara en başta sorsan da güzelce planlasan şu servisleri ne güzel olur değil mi?

Şimdilik sana söyleyeceklerim bunlar Nilüfer. İyice düşün, bu arada ben de düşüneyim.

Senin.

Hüseyin

Kendi bloguma yazdım ama buraya da uyar dedim, can sıkıntısından böyle bir yazı çıktı idare edin artık:)

Salı, Temmuz 14, 2009

Kıtalar arası Hatlar..


Dün dolmuşta en önde oturuyorum, bildiğin Bostancı - Kadıköy dolmuşu. Dolmuştaki tarifede Bostancı - Taksim arasının kıtalar arası mesafe olarak gösterilmiş olması çok ilgimi çekti, ilçeler arasını anlarim, şehirler arası hatta ülkeler arası da olabilir ama kıtalar arası tarife kaç şehirde olabilir ki...

Perşembe, Haziran 04, 2009

İstanbul Metrosunda Bir Yakarış

Birkaç gün önce İstanbul metrosunda içler acısı bir olaya tanık oldum.

Metroyla 4. Levent'ten Taksim'e gidiyordum. Sanırım Gayrettepe durağından sonraydı, ayakta yolculuk eden bir adam durup dururken bağırarak insanlara seslenmeye başladı. Önce anlayamadım, bir şey satmaya çalışıyor sandım. Metroda satış yapan biri olsaydı benim bu konuda ilk tecrübem olacaktı, o yüzden biraz daha kulak kabarttım. Meğerse durum farklıymış. Adamın elinde bir fatura vardı ve "Allah rızası için biriniz şu faturayı ödesin" diye sesleniyordu tıkabasa dolu metroda. Çocukları olduğunu, işşiz olduğunu söyledi. Sonra ağlamaya başladı ve yavaş yavaş diz çöktü. İçim bir tuhaf oldu. Kimse yardım edemedi adama, ben de dahil. Biraz oturttular ve konuşmaya çalıştılar. Ama o adamın durumu böyle geçici çözümlerle düzelmez.

Ben bir öğrenciyim, ama eminim bir iş güç sahibi, bir işletme sahibi bir insan olsam o adamı oracıkta işe alırdım. Büyük konuşmak da istemiyorum aslında. Ama o kadar üzücü bir durumdu ki, bütün gün kendime gelemedim. Bir fatura için metrodaki insanlara yalvaranve diz çöküp ağlayan bir insan düşünün. Bir de "kriz teğet geçti de gitti" diyenleri.

"Kriz var mı gerçekten?" diyenleri sokağa davet etmek istiyorum. Zira saraylarda yaşadıklarını düşünüyorum.

Çarşamba, Mayıs 06, 2009

Dürbünle otobüs beklemece

Hikayemiz İzmir'den. Bora Bilgin'den. Süper fikirmiş:) Teşekkürler.

Ben bugün İzmir, Mersinli otobüs durağında elinde yeşil bir dürbünle otobüs bekleyen yaşlı bir adam gördüm.
Gelen otobüslerin numaralarına, otobüs daha uzaktayken bakıyordu.

Hizmet Almak İçin Hizmet Vermek

Kulaklık takıkken otobüste bir kavga, tartışma çıktığını hissediyorsunuz ve kulaklığı çıkarıp ne olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz ya(tabi sadece bu bloga yazmak için, yoksa meraklı değilim), işte o an o kavga sona ermişse hakkaten çok kötü hissediyorsunuz kendinizi. Merak ediyorsunuz, acaba yanımda benim gibi ayakta duran adama "Nooldu? Kavga mı çıktı? Kim kim? Ne dedi?" gibi sorular sorsam mı diye düşünüyorsunuz. Ama sormuyorsunuz tabi ki. Saçmalamayınız. Bu olay başıma 2-3 kere geldi. Kim bilir neler kaçırdım...

Ama bugün şanslıydım. Çünkü olay çıkaran adam tam yanımdaydı. Orta kapıdan otobüse bindi ve ben de oralarda yine kulağımda kulaklıkla takılıyordum. Aslında olay çıkarma doğru tanım değil bu adamın yaptığını tanımlamak için. Çünkü öyle sakin bir tavrı vardı ki. Sanırsın çalım atan Ergün Penbe. Öyle tepkiler veriyordu. Neyse, konuya dönelim. Bu adam otobüse orta kapıdan bindi. Otobüs çok dolu, insanlar tıkış tıkış. Normalde orta ve arka kapıdan binenler ne yapar? Muavine doğru para veya akbil uzatır. Bu adam hiçbir şey uzatmadı. Muavinin sesini duyar gibi oldum. "Eveet ücretleer" demiş olmalı. Yaşlıca bir amcaydı. Baktım günün kahramanında bir hareketlenme yok. Kulaklığı çıkardım. Üstelik çok da sevdiğim bir şarkı(RATM - Killing in the name) çalıyordu. Buna rağmen olayı kaçırmak istemedim. Adam gülümseyen bir suratla "Hizmet mi veriyorsunuz ki para veriyim?" dedi. "Şu otobüsün haline bakın, insan taşıması için yapılmış bu araç. Hayvan değil. Bana doğru düzgün hizmet ver ben de sana hakettiğin parayı vereyim." dedi. Çok sağlam konuştu adam. Öyle ki muavin hiçbir şey diyemedi. Baktı baktı, cevap vermekten vazgeçti. Sonra otobüs de etkilendi adamdan. "Şuraya bak ya daha çok otobüs koysunlar", "almasın artık kimseyi", "tıklım tıklım doldu otobüs böyle iş mi olur?" lafları konuşulmaya başlandı otobüsün farklı noktalarında. Sonra bir durağa geldik, yine orta kapıdan bir genç çocuk bindi. Elinde akbili var. Bizim lider ruhlu adamımız ona da müdahale etti. "Bu otobüste para almıyolarmış, ben vermedim sen de verme." Çocuk inanır gibi oldu önce. "Gerçekten mi? Neden ki? Olmaz ki öyle şey." tarzı laflardan sonra akbilini uzatmaya karar verdi. Fakat günün adamı yerinde durur mu? Çocuğa da anlattı bu protestosunun nedenlerini, hizmet almak istiyorsan tepki göstermen gerektiğini. Ama çocuk "Yasalara uymadan yasa beklenilmez. Uymak zorundayız." tarzı laflar edip olayı çoook başka boyutlara getirdi.

Ben ise oldukça eğlendim bu muhabbeti dinlemekten. Ben de böyle bir adam olabilsem keşke, otobüslere para vermesem bu sayede keşke. Bütün bir otobüsü istediğim yönde düşünmelerini sağlasam keşke. Ah ah. Ah be abi. Süpersin sen :)

Salı, Nisan 28, 2009

Şişhane Metro

ilk kez bindim bugün, Taksim'de aktarma yaparak. Şişhane'ye yaklaşırken hoparlör'den ses geldi:

-Şişhane' bu yöndeki son istasyonumuzdur.
Bu kaydı yapanlar Şişhane'nin o hat için ilk ve son durak olduğunun farkında mıydı acaba.

Metrodan indikten sonra bir km falan yürünüyor heralde güneşi görmek için. ama çıkarken bir oda gördüm ki evlere şenlik bir yazı kapısında, makina yoktu yanımda maalesef:
- köpek var girilmez!
metro, köpek, ben kimim Allah'ım, burası neresi???????