Çarşamba, Eylül 06, 2006

Metroda kardeş kavgası

Yaklaşık bir sene önce Ankaray'la Beşevler'den Kızılay'a gidiyordum. Çaprazımdaki dörtlü koltukta, tam benim karşıma gelecek şekilde yanyana oturan iki kardeş vardı. Abla olduğu belli olan kız 11, erkek kardeşi de 9 yaşında falandı tahminimce (nokta tahmini:)).

Ankaray yolculukları genelde sessiz olur. Belki de bana hep öyle denk gelmiştir, bilmiyorum. Konuşacağınız varsa da sessizce konuşursunuz. Bu yüzden, iki kardeşin aralarında geçen muhabbete yakınlardaki herkes kulak misafiri olmuştu. Başta ben tabi.

Önceleri sakin sakin konuşurlarken, nasıl olduğunu hatırlayamadığım bir şekilde, ufaktan ufaktan tartışmaya başladılar. Tartışmanın boyutu kısa sürede 9-11 yaş arası kardeşlerde sıkça görülen (kardeşimle benden biliyorum) inatlaşma seviyesine ulaştı. İnatlaşmanın konusu 'inersin, inenmezsin'di. Abla kardeşine, böyle yapmaya devam ederse hemen şu durakta ineceğini söylüyor, kardeşi ise 'inemezsin kiii, inemezsin kiii' diye ablasını gaza getiriyordu. Maltepe durağına yaklaştığımızda abla ne kadar kararlı olduğunu göstermek için kalkıp kapının yanına gitti. Kardeşse hala aynı modda dalgaya devam ediyordu. Kendi kendine çok eğleniyordu yavrucak. Ama az sonra kapılar açılıp da ablası gerçekten de inince, yüzündeki ifadeyi görmeliydiniz. Ablanın bu kadar gaza geldiğine şaşıran biz yolcular, şimdi gözümüzü ayırmadan çocuğu izliyorduk. Önce bir süre şaşkın şaşkın kapıya baktı. Sonra aynı yüz ifadesiyle önüne bakmaya başladı. O kadar tatlıydı ki, hala gözümün önünde çocuğun yüzü.

Yolculardan biri dayanamadı, 'o kadar sinirlendirirsen ablanı olacağı buydu' dedi. Bir başkası da 'ee, nasıl buluşacaksınız şimdi, nerede ineceksin sen' diye sordu. Çocuğun cevabı herkesi telaşlandırdı, çok ısınmıştık bu tatlı velete:

"Ben bilmiyorum ki...Yani, nerede ineceğimizi bilmiyorum. Ablam biliyordu, ben bilmiyorum..." dedi ağlamaklı bir sesle.

Amanın! Ablaya bak. Şimdi herkes, ablanın aleyhinde, cık cıklıyordu. Sonra, bir kadın çocuğun yanına eğildi, bir şeyler sordu. O sırada Kızılay'a geldik. Onlarla beraber indik. Kadın, ablanın muhtemelen Kızılay'a geleceğini tahmin ediyordu ve o gelinceye kadar çocukla Kızılay durağında bekleyeceklerdi.

Sonrasında ne oldu bilmiyorum, ben beklemedim. Ama hala çok merak ediyorum ne olduğunu.

4 yorum:

Vatansız Kral dedi ki...

uhm sufer ama kötü oldum yaa. öyle bir annatmıssın ki bütün bööle gördüüm seimli ötesi çocukların yüzleri birlesti ve ortaya mukemmel sevimlilikte birsey çıktı ve onun o halde durusu bulunusu canlandı ve merak ettim o sufer seimli velete ne olduunu valla senden beter durumdayım sen sonuçta onu görmüssün ve seimli falandır ama kimse gerçekte mükemmel seimli olamaz oysa ben dinleyen biri (okuyan) olarak hayalimdeki |mutlak| seimli velete su an üzülüom ve merak ediom çok feci hay bin kunduz! ve burdan hemen de bir tesbit yapayım bu bööle iste bu cinsin ablası sevgilisi eşi dostu arkadaşı aklınıza hangi versiyonu geliosa artık hepsi boyle valla :D

deniz ural dedi ki...

Bak bak, erkek milleti işte, çıkarıma gel.:)
O zaman ben de şöyle bir tespit yapayım: Bu cinsin kardeşi, sevgilisi, eşi, dostu falan hep aynı. Göndermek için her şeyi yapıyorlar, sonra da 'niye gitti' diyorlar.

Bknz: İlk 5 bloğundaki 'kız arkadaşınızdan ayrılmanın garantili 5 yolu' (http://ilk5.blogspot.com/2006/09/kz-arkadanzdan-ayrlmann-garantili-5_06.html)

:)

Ned Dorsey dedi ki...

Güzel hikaye. Ablayı dövesim gelmişti ilk defa okuduğumda. Şimdi bir daha okudum. Hâlâ dövesim geliyor. :)

Hani ayı yavrusunu severken öldürürmüş, bu da kardeşine öğretirken öldürecek.

"Eğitim şart" diyenlerin suratına vurmak lazım bu hikayeyi.

lilith dedi ki...

Küçük, ukala, sinir bir erkek kardeşi olmayan anlamaz o ablayı. İyi yapmış walla, ben olsam ben de yapardım. Ara sıra, o ufak serserilere (25 yaşlarına geldiklerinde bile) ablaları olmasa bu hayatta dımdızlak kalacakları göstermek gerekiyor.