Pazartesi, Eylül 18, 2006

BU OTOBÜS DEĞİL, BİR ARABA ANISIDIR!

Pazar gününün güzelliği içinde (Pazar gününden nefret ederim!) uyanmışım, ev ahalisiyle akşamüstüne kadar mutlu anlar paylaşmışım, sonra da arkadaşımla buluşmak için evden çıkmışım. Özel bir hazırlık da yaptığımı söylemeden geçemeyeceğim. Cici cici giyinmişim (Beni tanıyanlar bilir, genelde cicilerimle gezmem :P), hafif bir makyaj da yapmışım, oh mis…

Neyse malum arkadaşımla buluşuyoruz, çok leziz bir yemeğin ardından, GS-BJK maçı için Ortaköy’ü tercih ediyoruz. Birkaç duble bir şeyler de içiyoruz. Buraya kadar yine her şey çok iyi değil mi?

Hayır, kıyamete az kaldığını nereden bilebiliriz?

Maç bitiyor, boğazın eşsiz manzarasını izlemek ve muhabbeti süslemek için yola çıkıyoruz. Aklımızda fenerin oraya gitmek var.

Tam Kuruçeşme Divan’ın önünde Trafik ekibiyle karşılaşıyoruz. Tabii alkol muaynesi yapılıyor. (0.50 promili geçtiğiniz anda ehliyetinize 6 ay süreyle el konuluyor!) Arkadaşın alkol oranı 0.58 promil çıkıyor. Yani 6 ay süreyle ehliyeti rüyasında görecek… Polis memurları sağ olsunlar, çok iyi insanlar, hiçbir kaba söz sarfetmediler, sadece görevlerini yaptılar. Boynumuz kıldan ince, yapacak bir şey yok. Hatta bir iyilik yapıp, arabayı bağlamadılar. Başka bir ehliyeti arabayı teslim aldı, olarak gösterip bizi uğurladılar. Bu arada çok güldüğüm bir dialog yaşadım. "Geçen hafta Serdar Ortaç’ın da ehliyetine biz el koyduk, biliyor musunuz?"

Ben gülmekten bayılacağım, polis de gülerek;
"Ya işte, burada dansöz oldu kendisi…" demez mi?

Neyse biz bu olaya rağmen hala fenere gideceğiz, eminiz kendimizden…
(Saat 02:00 olmuş)

Yolda konuşa konuşa gidiyoruz. O da ne? Bir çevirme daha! Neyse çektiler bizi, cezayı gösterdik. Bizi bırakacaklarını ümit ediyoruz. Polis amca demez mi;
"Çek sağa, arabayı sana nasıl verdiler?"

Şaka bu herhalde, diye düşünürken arkamıza bir araba daha yanaşıyor. Genç ve güzel ablamız arabadan iniyor. Ehliyetini, ruhsatını veriyor. İçkili çıkmadı ama inanın ayakta duramıyor, hem kendisi, hem yanındaki erkek arkadaşı. GBT istemişler sanırım, kadın uyuşturucudan 2 kere tutuklanmış. Polisler arabayı aramak istiyor, kadınsa itiraz ediyor. Erkek arkadaşının kafası güzel, kaldırımda gülerek kıvranıyor. Kameralar gelecek diye ödüm patlıyor. Neyse arabayı arıyorlar bir şey çıkmıyor ama bir sorun var. Kadını da aramak gerekiyor. Erkek polis kadını arayamayacağı için benden rica ediyorlar, mecburen kabul ediyorum. Taksi durağından rica ediyor, memur bey;
"Arama yapacağız." diyor.

İçeri doğru yürüyoruz. Soruyorum yürürken hatuna "Çantanda bir şey var mı?"
Gülmekten başka bir şey yapmıyor. Kafayı yiyeceğim artık!
(Saat 03.20 olmuş bile!)

Neyse bol bol hap çıkıyor hatundan. Ben anlıyorum ne olduğunu. Polis;
"Bunlar ne?" diyor hatuna.

"Ödem sökücü, yeni silikon taktırdım da." Bana dönüyor, "Sizinkiler de silikon mu, kime yaptırdınız?" Ölmek istiyorum, bunlar rüya olmalı…

Neyse polisler hatunla erkek arkadaşını bırakıyor. İçki içeceğinize bunlar daha iyi kafa yapar, temiz iş değil mi? diye gülerek bize yaklaşıyorlar. Bu arada aramayı ben yaptığım için tutanak tutuluyor ve ben kadını aradığımı ve hiçbir şey! bulmadığımı yazan kağıda imza atıyorum.
(04:10 olmuş saat, sürünüyoruz!)

Sıra bize geliyor, ruhsat polislerde… Çekici bekliyoruz. Bu arada bir anons geliyor, kimden mi? Bizi ilk çeviren ve ceza yazan Semih abiden! "Onları bırakın, iyi niyetli insanlar. Herhangi bir taşkınlık yapmadılar. Evlerine gitsinler."

Geri dönüp Semih abiyi öpmek istiyorum! Fenere gitmek yalan oluyor tabii. Ne yapacağız. Bari trafiğe çıkmayalım, sabahı bekleyelim. En yakın neresi? Bizim ajans tabii ki… Ortaköy’e geliyoruz, ajansın önüne arabayı çekiyoruz. Hala şokta olduğumuzun farkındayız. Ne yapalım... Bari biraz uyuyalım diyerek, koltukları deviriyoruz.
(Saat 05:00 olmuş.)

Bir devriye arabasının, mavi-kırmızı dönen ışıkları ve telsiz sesine uyanıyorum. Şaka olmalı bu! Kimlik kontrolü yapılıyor. Kartımı veriyorum ve kapısının önünde yattığım bu yerde çalıştığımı anlatıyorum. İyi akşamlar dileyip gidiyorlar.

(Saat 05:40 olmuşşşş.)

Neyse bekçimizi uyandırmak istemediğim için arabada yatıyoruz. Saat 7’de kapıları açtığını duyuyorum, bekçimizin. Ajansa giriyorum, arkadaşım da kendi işine gitmek için ayrılıyor. 15 dakika sonra telefon çalıyor.

"Tuğçe, bizi ilk çeviren polis abinin adı neydi? Beni yine polis çevirdi de!!!!!!!!!!!!!!

Çok güvenli bir ülkede yaşıyoruz, arkadaşlar. Emin olun… Tek merak ettiğim, acaba darbe mi oldu, benim haberim yok???

2 yorum:

lilith dedi ki...

Tuğçe çok geçmiş olsun, zor bir gece geçirmene inan üzüldüm ama bir yandan da kahkahalarımı tutamayarak okudum yazıyı. Film çıkar bu hikayeden, süpermiş vallahi. Uzun zamandır bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum.

Tuğçe Özel dedi ki...

Teşekkürler lilith :))

Yaşarken kötüydü de, yazarken o kadar koymadı. Hatta nasıl bir olaydır diye düşünmeme sebep oldu. Hayatta insanın başına her şey gelebiliyor, o gece bunu çok ama çok daha iyi anladım.

Kimsenin başına gelmesini istemem. Kulağımızı çekelim ve gülmeye devam edelim :)))