Çarşamba, Eylül 13, 2006

Ya ya ya koko camboo

Geçen hafta Taksim. Gece saat 1.30 civarı. Beyza'yla hafif içki eşliğinde keyifli bir muhabbet gecesinin sonunda eve dönmek üzere Taksim-Bostancı dolmuşlarından ziverbey yönünden gidenlere bindik. Dolmuşa binmemizle birlikte arkamızdan 5 veya 6 kişilik siyahi erkek grubu da dolmuşa yerleşti. Muhtemelen Afrikalı oldukları anlaşılan ekibin çevresine rahatsızlık vermedikleri, vermeyecekleri daha ilk görüşte anlaşılmıştı. (Niye böyle bir açıklama yapma gereği duydum ki? Kendime sinir oldum şimdi.) Hatta birbirleriyle olan sempatik muhabbetleri nedeniyle dolmuş içinde hoş bir hava yarattılar.
Dolmuş hareket etti, yolcu ekibinin ücret uzatma safhası sonuçlandığında İnönü Stadı'nın yanından aşağı inen yokuştaki ışıklarda durduk. Yanımıza siyah camlı, genellikle kroların tercihi olan devasa boyutta bir cip yanaştı. Cip içinde şoförün yanında oturan, bünyeye alkol pompaladığı anlaşılan eleman, bizim bulunduğumuz dolmuşun içine bakmaya başladı. Siyahi arkadaşlar dikkatini çekti. Ve el kol hareketleri ile bu arkadaşlara sövmeye başladı. "Ulan geliyorsunuz Gana'dan Zimbabwe'den buralara! Ne işiniz var lan Istanbul'da!" vb. tepkisel cümlelerle sövmeye devam ederken, arada bizim dolmuş şoförünü de gaza getirmeye çalışıp bu arkadaşları dolmuştan indirmesi yönünde telkinlerde bulunmaya başladı.
Bizim dolmuş soförü durumdan kıllandı ve anlaşılan korktu ki hiç cevap vermiyor, 10-9-8-7... şeklinde trafik lambasının yeşil ışığını bekliyordu. Bu söven arkadaş dolmuşta beni ve Beyza'yı gördü ve "sizin ne işiniz var bunların arasında?" bakışı attı. Tahrik olmamak için kendimi zor tutan ben, bir yandan tepki vermek istiyorum bir yandan da açıkcası adamların mafyavari halleri beni kıllandırıyordu. Trafik ışığının geri sayımı devam ederken cip içindeki arkadaş son numarasını yapınca bende hatlar koptu. Sinirden dolmuş içinde gülmeye başladım. Ve yeşilin yanmasıyla cip hızla dolmuşu geride bırakarak uzaklaştı. Bizi güler misin, ağlar mısın psikolojisine sokan tavrı, cip içinde "ya ya ya koko cambo" şarkısı eşiliğinde dans etmeye başlamasıydı... Olayın finalinde bu şuursuz adam beni güldürdü! :))) :(((

5 yorum:

reno dedi ki...

Hi there !

It's funny to visit your blog !

Best regards.

Reno

Vatansız Kral dedi ki...

ben bu şarkının doneminin çok daha el üstünde tutulmuş hiti maceranadan daha kaliteli ve başarılı ve keyifli olduğunu düşünmekteyim..(virgül yerine "ve" kullanımının artmasını destekliyorum daha vurgulu ve tekrarlanan seslerden dolayı da lirik cümleler oluşuyor kanısındayım...- ama dilin kuralına aykırı!! - boşverin kuralı birşey guzel olacaksa varsın kural o olsun bir şey daha once kurallaştı diye güzel olmak zorunda mı??..) ben bu renkten kaynaklanan ırkçı hezeyanların amerikan filmlerindeki insanların hal tavır hareketlerine duyulan özentiden kaynaklandığını düşünüyorum cünkü bizim milletce herhangi bir tepki göstermemizi ve almamızı gerektirecek bir olayımız olmadı ki bu konuda
toplumsal bir konu değil o zaman geriye üç beş tane kendini bilmezin arabasının rengini seçmesi gibi cevresindeki insanların rengini secmesine ve istemediği bir şey gördüğünde tepki göstermesine benzer bu olay ki böyle davranan maymunlar da bırakın kendilerini hırpalasınlar cevreye zarar vermeye basladıklarında kulaklarından tutar kafeslerine koyar gerekli merciler diye düsünmekteyim. ben mütemadiyen düşünüyorum işte böyle..

Ned Dorsey dedi ki...

Pek güzel yazmışsınız sayın isbn, çok güzel yorumlamışsınız sayın Vergi Kaçıran Kral.

Ben de anlamam, neden siyahî insanlara böyle davranırlar ülkemizde. Bir Nouma vardır ki, beyaz olsa bu kadar sevmezlerdi herhalde. Ayrıca Kompela da sevilen bir adam olmuştu memlekette.

Biz ki, dünyanın tüm uçan kaçan medeniyetlerine ev sahipliği yapmış bir ülkenin çocuklarıyız, Afrikalı arkadaşlara niye sırtımızı dönelim değil mi? Sevgi ülkesiyiz biz. Paris falan palavra. Geleceğin sevgi şehri: İstanbul. (Trafik de düzelse, süper olacak ya.)

Ned Dorsey dedi ki...

Ayrıca Tiganamız da siyahî bir insandır. Kendisine pek bir güveniyoruz. Tigana bizi finale götüüüür.

Bilmeyenler için not: Tigana, Beşiktaş'ın teknik direktörü olan amcanın ismidir. Fransanın yetiştirdiği ünlü futbolculardan biridir. Çocukluğumda maçlarını seyrettiğimi de hatırlıyorum. Nereden bilebilirdim ki, bir gün başımıza hoca olarak Türkiye'ye gelecek. Vay be.

Ned Dorsey dedi ki...

Reno'nun blogu da, bir enteresan yani. Bu interaktif bloglara gün geçmiyor ki bir yenisi eklenmesin. Ziyaretci sayisi da fena degil yani.