Pazartesi, Şubat 26, 2007

Dolmuşta Kafa Seslerim

Bazı günler tüm enerjiniz çekilmiş gibi gelir, o kadar halsizsinizdir ki, beyniniz bile bir şey düşünmeye üşenir. Sadece boş boş, öylece durmak isterseniz. Hah, işte bunun tam tersi bir durum var. Size oluyor mu bilmiyorum. Bazen o kadar enerji dolu oluyorum ki, düşüncelerimi durduramıyorum. Bu hani, hoplama zıplama isteği yaratan enerjilerden değil. Sürekli düşünüyor, içimden konuşuyor, yetmezmiş gibi bir de kendi kendime gülüyorum. Eğer ki uzayda, seslerden başka düşüncelerin de kayıtları tutuluyorsa, ve günün birinde bunları birileri dinleyecekse, sanırım gelecekte arkamdan çok dalga geçilecek.

Yine öyle bir günde, kafamın dünyasındaki konuşmaların dolmuştaki bölümünden bir örnek vereyim siz de anlayın neler çektiğimi:

:)

Kafa Sesi #1: Birçok Koltuk Boş

Hmm, koltukların çoğu boş olmasına rağmen, benim her zaman oturduğum en arka cam kenarları dolu. (Otobüste ‘pencere yanı’ olarak kullanılan bu kavram dolmuşta ‘cam kenarı’na dönüşüyor bende.) Nasıl bir iştir bu? Keşke herkesin nefret ettiği koltuklar onlar olsa. Millet ‘minibüsün çatısında giderim, yine o koltukta gitmem’ dese. Ama yok, illa birileri daha sevecek benim sevdiğim yeri. Bir gün, sadece benim seveceğim bir yer bulacağım. Aha, az önce buldum galiba! Minibüsün tepesi Yok, yok. İzin vermezler ki... Mesela ayakta gitmeyi seviyor olsaydım dünya ne kadar güzel olurdu.

Cam kenarları dolu olduğuna göre, arka dörtlüyü es geçiyorum. Şimdi bakalım diğer koltuklara..:

Arkanın bir önü, arkanın ‘1’ önü olması dolayısıyla, arkaya en yakın koltuk. Bunun da anlamı şu: En fazla dört kişinin parasını öne uzatacaksın. Cam kenarı da boş. Şöyle, oraya doğru bir hamle yapayım... Ama bir dakika sayın seyirciler, bu da ne! Tam ayağımı koyacağım yerde kocaman, metal bir kutu var. Arabanın tekerleği midir, hazine midir bilemeyeceğim ama yanıma biri oturunca dizlerimi ağzıma sokmama sebep olacağı kesin. Bir de bu kutu, diğer dolmuşlardakinden de kötü; kutuyla koltuk neredeyse aynı hizada! Cenin pozisyonunda yolculuk yapmayı seven yolcular için özel olarak tasarlanmış. Düşünceli Isuzu’lar sizi...

Neyse, en arkadaki cam kenarlarını kapmış olan gıcık kişiler –ki genelde aynı yaşlarda oluruz- bana ‘arkanın bir önüne otursa da hemen parayı uzatsak’ der gibi bakıyorlardı zaten. İyi oldu oturmadığım. Ben sizin ciğerinizi bilirim be! Paranın sorumluluğunu öndekine atıp, bir an önce o kulaklıkları kulağınıza takmak istiyorsunuz değil mi? Zira orada otursam aynı şeyi ben yapacaktım. Üstüne üstlük ben bir de müzik çalarımı yanıma almayı unutmuşum. Yok öyle yağma. Özellikle de sen, kırmızı yanaklı! Ha hayt, böyle bir şeye alet olacağımı mı sandın? Nıha ha ha. Kötüyüm ben kötüyüm, kötüyüm, kötüyüm, nay nay nay nay...

En öndeki üçlü koltuğun cam kenarında olanına bir amca oturmuş. Amcalar genelde oraya oturuyor zaten, ne güzel. Muavin koltuğunda ise –ki o koltuk da fena değildir- orta yaşlarda, şoförle muhabbet ederse kendisini bedava götüreceğini zanneden bir ‘küçük hesap abisi’ var. Aslında ona da hak vermek gerek. Ben de arada sırada oraya oturduğumda şoförle konuşmadığım için biraz gergin oluyorum. Hiç olmazsa arkadan gelen paraları almasına yardımcı oluyorum. Eh, adı üstünde, muavin koltuğu.

İkinci sıra tamamen boş. Üçüncü sırada (arkanın iki önü de diyebiliriz) çok tatlı bir durum mevzu bahis: Bir teyze gitmiş, koridordaki koltuğa oturmuş. Ah tontişim, canım benim. Sempatik ve empatik teyze. Muhtemelen hemen ineceğinden öyle oturmuştur. Olsun.

- Af edersiniz, geçebilir miyim?
- Tabi kızım.

Evet, koltuğumu buldum sanırım. Evet evet.

Kafa Sesi #2: Ve Para Elden Ele

Ankara’ya ilk geldiğimde 600 bin liraydı dolmuş ücreti. Sonra 900 bin olunca Beytepe’ye kadar yürüme eylemi mi yapsak diye konuşmuştuk üniversitede. Bundan sonrası çok koymadı galiba ki, 1 lira 20 kuruş olduğunda nasıl bir tepki verdiğimi hatırlamıyorum. Hey gidi. Beytepe dolmuşlarında ne maceralar yaşadık.

- Pardon, şuradan bir kişi uzatabilir misiniz?

Ne kadar vermiş? Hmm, 2 lira. Uzatırım tabi, üstünü de arkaya vereceğimi unutm...

- Af edersiniz, şuradan üç kişi lütfen.

Oha, 50 lira! Ne yaptın Asuman, kalbimi kırdın. Aman banane, şoför kızarsa gönderen üzerine alınsın, elçiye zeval olmaz. 50 lirayı kime vereceğimi unutmayayım bari. Yok artık, onu unutmam herhalde, he he. İlahi Deniz. Kalbimi kırdın, çık çıkı, yap bi pansuman, çık çıkı...

- Hocam, şuradan iki kişi...

Yahu, öndekine uzatmama fırsat vermeden nasıl da tutuşturdular paraları elime. Hmm, 1+3+2 eşittir 6. Tamam, bitti bu iş. Ay Teyze, tontişsin falan ama, bakıyorum hiç uğraşmıyorsun bu işlerle. Of, ne kadar kasarsan o kadar başına geliyor. Sen misin müzik çalarını evde unutan? Böyle hindi gibi düşün dur şimdi.

Allahım yeter artık, bir sus yahu! (Çaktırmadan kafayı tutarak) sus artık kardeşim, deli mi oldun nedir anlamıyorum ki? Şu aşırı enerjik durumların, az enerjikler kadar sinir bozucu sayın beynim. Yoruldum, inan yoruldum. Başka bir şeyler düşünmeye çalışacak kadar bile enerji bulamıyorum kendimde. Başka bir şey... Hah, annemin acayip icat projelerini düşüneyim, ne vardı? Hah, yazın soğuk durabilen yastık. Başka? Unutmuşum bak. Yazayım ben bunları... (Yankıyla) Yazayım ben bunları... Tabi ya. Kafamın konuşmalarını da otobüste bloğuna yazayım! Gideyim de yazayım. Evet evet.

(Görüldüğü gibi, kafa sesimin üslubu bile benimkinden farklı. Oradan oraya atlayıp duruyor büyük bir hızla. Beynimde biri mi var? ;))

7 yorum:

Ali Saglam dedi ki...

"...ayakta gitmeyi seviyor olsaydım dünya ne kadar güzel olurdu"

:)))

"Sen misin müzik çalarını evde unutan"

Ne yani, müzik dinlerken uzatılan paraları görmüyor ve omuzuna dokunmalarını hissetmiyor musunuz?

:))

deniz ural dedi ki...

Eh, bir nevi öyle oluyor. :\ Arkadan para uzatan ısrarla omzundan dürtmadiği sürece, eğer müzik dinliyorsan yanındaki kişiye yöneliyor. Dedim ya, köüyüm ben, asıl küçük hesapları ben yapıyorum... Pardon pardon, beynim/kafam yapıyor. :)Hadi hadi, herkes yapıyor.

Orada müzik çalarımı unutmamı çok düşünmeme bağlamak istemiştim aslında. Müzik dinlerken biraz daha sakin olabiliyorum. :)

Vatansız Kral dedi ki...

hehe deniz sufer acaip sevdim bu postu

hemen takıldıım mevzuyu irdeliim ama
dolmus ücreti 600 bin 900 bin derken 1 lira 20 kurus olmus ehheeh
bu altı sıfır olayı ucube bir geçmise donuk fiyatlandırma anlatımı kazandırdı bize acaba anlatırken 60 kurus 90 kurus yada 1 milyon 200 bin die parayı çevirerek mi anlatmak lazım yoksa böyle bir nevi tarihin de belgesi olsun hesabı 600 bin 900 bin sonra altı sıfır atıldı 1 lira 20 kurus seklinde senin anlattığın sekilde mi devam etmeli ben takıldım buraya al sana bir dolmus yolculuğunda düsünülecek malzeme :)

deniz ural dedi ki...

Hakikaten Kral, buna hiç dikkat etmemiştim yazarken.
"...böyle bir nevi tarihin de belgesi olsun hesabı 600 bin 900 bin sonra altı sıfır atıldı 1 lira 20 kurus seklinde" yazmak bence en iyisi. Sayılara bile pek güvenmemek gerektiğini gösterir tarihi belge olarak :)

Vatansız Kral dedi ki...

ya ne kadar laf kalabalığı imiş bu altı sıfır olayı
hala alıskannık arada milyon falan kullanıom yoruor beni valla

deniz ural dedi ki...

Ben de şöyle bir kullanım alışkanlığı yaratmaya çalışıyorum dilimde: Mesela 1lira 20 kuruş yerine !bir yirmi' demek. Ne kaddar da güzel değil mi? Bir yirmi, beş kırk,iki on beş... :)

Vatansız Kral dedi ki...

yonca evcimikin 8 15 vapuru sarkısını anımsattı bu bana

ya türkiye ne salak sarkıcılar ve ne salak sarkılar gördü geçirdi dimi belki de hala görüp geçirior ama ben tv yi ve radyoyu açmayıp internette olabildiince bu tarz bir enformasyon tasıyacak sitelerden uzak duruyorum :) bunlarla yetismis biz insanlar nasıl zeki insanlar olabiliriz ki
adam çıkmıs düt düt düt şarkı yapıo sozler de been siziin babanıızııım ben ne deersem o oluur tööbe tööbe sinirlendim bi anda hehe