Salı, Aralık 19, 2006

Her sarılıyı taksi mi sandın?

Bir gün itiraf.com'da bana çok komik gelen bir itiraf okumuştum:

Kadının teki, İstiklal'de, Kızılkayalar'ın önünde bekleyen taksiye atlıyor. Çok acelesi var. 'Bilmem nereye çek' diyor şoföre. Ama araç bir türlü hareket etmiyor. Kadın tam bir şey diyecekken şoför dönüyor ve 'götüreyim tabi hanımefendi, ama ben taksi değilim' diyor. Kadın aceleyle, önüne gelen ilk sarı otomobile atlamış meğerse!

Ben bu hikayeyi akşam evde, sabah okulda, ertesi gün boyunca önüme gelen herkese anlattım. Aradan bir kaç gün geçti. O akşam bir dostumla buluşacağım. Artık hikaye bana nasıl tatlı geldiyse, hızımı alamıyor, anlatmadığım herkese anlatmak istiyorum. (Bir manyaklık dönemi olsa gerek. Zira şimdi o kadar da komik gelmiyor. Ama o zaman ilkti, sonra alıştım bu tarz hikayelere.)

Akşam dostumla buluşuyoruz. Gelir gelmez, daha masaya oturmadan başlıyor anlatmaya:

"Deniz, inanmazsın başıma neler geldi. Geçen akşam bir arkadaşımla Kızılay'dan Tunalı'ya yürümeye üşendik. Çünkü hava acayip soğuktu, bir de karanlık bastırdı. Biz de civelek gibi çıkmışız dışarıya, etekler falan. Neyse, Tunus Caddesi'ndeyken bir taksiye atlayalım dedik. Baktık hemen yanımızda bir taksi bekliyor, hemen atladık. 'Tunalı' dedik. Gidiyoruz. Biz hala kendimizi ısıtma telaşındayız. Biraz gittikten sonra şoför, yavşak bir sesle 'kızlar, siz geldiniz bindiniz ama ben taksi değilim' dedi! Bizim ağzımız bir karış açık, adamdan özürler diledik. Sonunda da 'kusura bakmayın, biz inelim o zaman' dedik. Adam başlamasın mı, yok efendim ne demek, ben götürürüm Tunalı'ya kadar, elime mi yapışır, hem belki birlikte bir şeyler içeriz falan. Benim tepem attı orada. Çok hızlı gitmiyorduk zaten. Arkadaşıma göz kırptım, açtım kapıyı, atladım arabadan. Ben atlayınca adam durdu, arkadaşımı da bıraktı. Söylene söylene uzaklaştı. Yahu ne bu şimdi? Bu adamlar bilerek mi sarı otomobil alıyorlar acaba diye düşünmeden edemedim. Çünkü sanki daha önce yaptığı bir şeyi yapıyor gibiydi."

Eh, bu olayı birinci ağızdan duymak o itirafı bir daha anlatma isteği bırakmadı bende. Çünkü yerine bir başkası, hem de daha heyecanlısı, geçmişti. :)

Dipteki not: Şimdi gülüyorum da o zaman bayağı bir sinirlerimiz bozulmuştu. Sonrasında bırakın bindiğimiz arabanın taksi olup olmadığına bakmayı, plakasından durak ismine kadar her şeyi arkada bıraktığımız arkadaşımıza not ettirip öyle bindik bir süre taksilere.

7 yorum:

Vatansız Kral dedi ki...

adam iyilik yapıyor bi de adamı dovmedikleri kalıyor :P

bu arada ned e not : ned bizim yolcular nereye gitti? durağa gelmeden inmisler.. yoksa burası otobüs deil mi onu mu anladılar?!

Ned Dorsey dedi ki...

Bazı arkadaşlar henüz transferi gerçekleştirmediler. Bekliyoruz.

:)

Etiketler güzel oldu ama di mi? "Taksi hikayelerini okumak istiyorum" diyen, gelir taksiye tıklar. Al sana sadece taksi hikayeleri, karşında.

Bir de herkesi otomatik geçirebilseydi betaya.. Ah blogger ah. Gören de 66 model taksi sanacak.

Ned Dorsey dedi ki...

"Acelesi olan taksiye biner" yaklaşımına örnekler:)

Peki ya aceleyle başkasının arabasına binmeye çalışan ve "niye açılmıyor bu kapı" diye merak eden ve etraftan "komşunun arabasını niye kurcalıyor ki bu adam" bakışlarına anlam veremeyenler?:)
(Başıma gelmedi. Aklıma geldi.)

Bi VW reklamıydı galiba. Adam acele ile çıkıp kendi arabasındaki karları temizliyor diye başkasının arabasını temizliyordu.. hehe

Mine dedi ki...

Eheheh :)))
Daha pazar günü marketin önünde bekliyorum diyen arkadaşıma o kadar odaklanmıştım ki, arabanın içindekine bakmadan az daha başka arabaya biniyodum :))))

Ayyy bu konuda otobüs hikayelerim de var ama bir binebilsem şu yeşil otobüse anlatıcam :P

ben eski kırmızıları daha çok severim zaten! :P :)

Ned Dorsey dedi ki...

Bineceksiniz efem, yeşil otobüse de biniceksiniz, kırmızıya da.

Sadece kırmızıya binenler yeşil otobüse binemiyor işte (teknol)
Ama yeşile binen, kırmızıya, sarıya portakal rengine (eski halk otobüsleri, hey gidi günler) binebilir(miş).

deniz ural dedi ki...

Sevgili Vatansız Kral, ben de sonradan 'adam iyilik yapacakmış, bir dövmediğiniz kalmış, sizin içiniz fesat' demediğime pişman oldum. Ama neme lazım, içleri fesat ya, arkadaşım beni de o adamın ortağı falan sanabilirdi, artık ne çıkaraım olacaksa? :)

Ned, yarım ağızla çağırıyorsun galiba yolcuları, itiraf et. Şöyle içten 'aa, valla bırakmam, bunu saymam, bahane kabul etmem' gibi şeyler söylemen gerek belki de. :P

Ned Dorsey dedi ki...

:)
Bugün halledeceğim sanırım büyük bir kısmını.
Burak, Mine, Tuğçe, Erçin, Önder, Başak, Barış, EbruG ve Lilith kaldı geriye.

Burak Bey, Mine Hanım, Tuğçe Hanım, Barış Bey, Ebru Hanım ve Lilith Hanım. Otobüsten bekleniyorsunuz.

Yarım ağız olur mu hiç sevgili Deniz Ural? "Burger King XXL Size" çağrıyorum. Hem size, hem bize:p