Pazar, Aralık 24, 2006

şehirlerarası yolculuk

şehirlerarası yolculuklarda tanıdım hayatı... hayatın tanıklarını…
düşüncelerimi biriktirdim yollar boyu. yolları saydım kilometrelerce. başımı yasladım ay ışığına. gözlerimi diktim karanlığa. içimi boşalttım sahipsiz mecralara. fosforlu saatle öğrendim zamanı. susuzluğumu dinledim bazen. açlığımı sakladım kendimden. en önemlisi; hayatın tanıklarını dinledim saatlerce. kulak verdim hikayelerine, umut dolu tavsiyelerine, ibret verici sözlerine...

bir güney yolculuğunda tanıdım mesela Orhan abiyi. Antalya' da bir tiyatroda suflörlük yapıyormuş. ‘işletmeyi bitirdim, işsiz gezdim bir süre ve en sonunda bu işi buldum’ diyor kederli gözleri. kader bu ya, tam da tercih dönemi rastlıyorum Orhan abiye. ‘yazma işletmeyi; aç kalırsın benim gibi.’ diyor; fakat dinlemiyorum Orhan abiyi, yeni yeni hatırlıyorum dediklerini...

Kayseri'ye giderken orta yaşlı, yolun yarısını neredeyse devirmiş, şişman suratlı, gözlüklü bir beyefendiyi dinliyorum bu defa. Ankara'da bir otelde resepsiyon müdürü olduğunu söylüyor ve başlıyor hikayesini anlatmaya: kız almaya gidiyormuş Kayseri'ye. ‘aman ben geç kaldım, sen kalma haa!’ diyor. ‘acele et bak; yoksa evde kalırsın.’ sonra ekliyor; ‘bak kafamda saç kalmadı, daha yeni damat olacağız. üniversitede okurken hemen evlen, sonra gül gibi geçinirsiniz’ diyor şaka yollu. ‘aman abi, dur daha genciz, güzeliz yakma bizi şu çağımızda’ diyorum mütemadiyen. muhabbet uzuyor çeşitli anılarla, uykuya dalıyoruz bir süre sonra...

asker Salih’i unutuyordum az kalsın. memlekete dönerken tanışıyoruz. her hafta gittiğimiz pazarda ayakkabı satıyormuş. pek de hızlı konuşuyor, anlamakta zorluk çekiyorum. arada bir başımı sallayıp onaylıyorum, bazen de kendisi tekrarlıyor. bir soru sorsa tıkanıp kalacağımın farkındayım. neyse ki hep o anlatıyor, ben de puzzle oynar gibi Salih’i çözmeye çalışıyorum. askerlik günlerinden, komutanlarından, Edirne halkından bahsediyor. yaşını sorduğumda aynı yaşta olduğumuzu anlıyorum ve bulutları seyrederken Salih’in yerine kendimi koyuyorum, asker oluyorum bir süre… ve başlıyorum hâyâl kurmaya...

bu kez de irice bir amcanın yanındayım. özel şoförmüş kendisi. veryansın ediyor otobüsün şoförüne kendi kendine. ‘ya bas biraz, ne kadar yavaş gidiyor bu adam’ diye söyleniyor ya, ne fayda! bir ben duyuyorum amcamızın sesini. ‘takometre var araçta’ deyince; ‘benim Chevrolet olacaktı ki şimdi, en az 250 ile uçuyorduk’ diye yapıştırıyor cevabı. durum anlaşılıyor ve hız tutkunu amcanın yanında susmaya karar veriyorum…

sonunda kendimle baş başa kalıyorum. loş bir karanlık aydınlatıyor yüzümü, kısıyorum gözlerimi. benliğimle dans ediyorum. iç hesaplaşmamın ardından gözüm fosforlu saate takılıyor yeniden, geçmiyor zaman. sınırlı ve zorunlu yolculukta molayı bekliyorum çaresizce. gözlerimi uykudan saklarken ayın parlaklığı vuruyor yüzüme. uzunlarını yakan araçlar sıralanıyor yolda. muavin geçiyor arada bir, görevini yapma telaşı var suratında, gözler kan çanağı olmuş, saçları dağınık. camda gölgeler, çevrede ağaçlar. klimadan gelen yapay rüzgâr serinletiyor vücudumu. hafiften bir müzik yayılıyor kulaklara. uyum içinde devam ediyor şehirlerarası yolculuk… devam ediyor hayat… ve hayatın tanıkları birer birer iniyor otobüsten, evlerinin yolunu tutuyorlar umutla.

‘güle güle hayatlar!’ diyorum içimden…

4 yorum:

Ned Dorsey dedi ki...

Bir yol belgeseli izlediniz :)

Eline sağlık Burak Beyciğim. Otobüste askere rastlamak üniversite yıllarında benim de içimi burkardı. Yaşlarını sorduğumda benden küçük çıkarlardı. "Onlar nereye gidiyoo, ben nereye gidiyorum" derdim içimden.

Sonra n'oldu. Biz de gittik. :) Bu sefer askerdeki çocuklara yaş sorunca aynı duygulara kapıldım. Vay be.

deniz ural dedi ki...

Ne güzel bir yol hikayesi olmuş, klavyene sağlık. :)
Hani yaz aşkı, tatil kankası gibi şeyler vardır ya, otobüs arkadaşı da olmalı bence. "Geçen yolda en sondan bir önceki otobüs arkadaşımla karşılaştım" diyebilmeli insan. Çünkü onların anlattıkları pek unutulmuyor nedense.

Mine Yaman dedi ki...

Burak
ne kadar güzel bir yazı olmuş bu, nasıl duygu dolu.. Çok beğendim tebrik ederim seni :)

Burak Kargın dedi ki...

Teşekkür ederim :)

Yazalı 2-3 yıl oldu sanırım, otobüse binmemi bekliyormuş yazı...

Bu arada anlatılan kahramanlar ve hisler gerçektir. Son yıllarda otobüs arkadaşlarımla pek muhabbetim olmasa da arada bir keyiflendiğim oluyor.

Bakalım 28'inde bir yolculuk var, kim çıkacak şansıma? :)