Pazartesi, Aralık 25, 2006

Kaş yolu

- Bağlasan durmam ben bu Kemer’de, nefret bi yer burası, iki gün sen yokken delirdim burda, başka bir yere gidelim.

Sene bilmem kaç (yaşım çıktı zaten çıkacağı kadar, daha fazla detaya gerek yok). Yaz tatilini bir arkadaşımla beraber geçireceğim. Tatil mekanı olarak Kemer seçilmiş. Ben tatile iki gün erken başladım. O da sonradan benim yanıma geldi. Ama Kemer gerçekten dayanılır gibi bir yer değil. Olmaz, orada tatil falan yapılmaz.

- En yakın neresi var?

- Olimpos

- Geç Olimpos’u, gitmem ben olimposa.

- Kaş’da buraya yakın olsa gerek.

- Kaç saattir ki burdan?

- 1 buçuk 2 saattir en fazla

- İyi kaşa gidelim o zaman. Nası gidicez?

Sorduk soruşturduk, Kemer’den Kaş’a gitmek için Antalya-Fethiye ana yoluna çıkıp, Antalya’dan gelip, Fethiye’ye giden dolmuşa binmek gerekiyormuş. El edersek dururmuş.

Saat 3, tatil beldesine uygun bir giyim tarzını belirlemiş iki kız, sırt çantalarıda yanların olmak üzere Antalya-Fethiye ana yoluna çıkmış, el edebilecekleri bir dolmuş bekliyorlar. Bu dolmuşlar Antalyadan 30 saatte bir kalkarmış. Yani en fazla yarım saat dolmuş bekleyeceğiz. Ama geçmiyor o yarım saat. Korna çalanlar, selektör yapanlar. Neyse bir şekilde görmemezlikten geliyoruz. Canım deli gibi sigara içmek istiyor ama şort ve askılı bluz giyinmiş yol kenarında sigara içen hatun imajı çok sakat olduğundan içemiyorum. Zaten yeterince korna sesi duyuyoruz. Birde üstüne yaz günü hava kapalı ve yağmur serpiştiriyor. Derken önümüzden harika, kırmızı bir araba geçiyor. Vay be bu neymiş böyle diye arkasından bakıyorum ve olan o anda oluyor. Ben arabanın ne olduğunu göremiyorum ama arabanın içindekiler (bakınızki tesadüfe iki erkek) benim onlara baktığımı görüyor. Daha doğrusu görmüşler, hoş yanlış görmüşler ben onlara değil, arabaya bakmıştım ama... Aradan 1-2 dakika geçiyor geçmiyor, o kırmızı araba dönüp, geri geliyor ve tam olarak yanımızda duruyor.

- Selam kızlar

- Selam!!

- Nereye gidiceksiniz?

Çat diye Kaş lafı çıkıveriyor ağzımdan, oysa size ne falan demem gerek. Yanımdaki arkadaşın gözleri “sen naptın” der gibi bakıyor. Ama çok geç. “Burdan Kaş ne kadar ki?” diyerek arkadaşına dönüyor şöför. Arkadaş da torpido gözünden harita çıkartıp evirip çevirmeye başlıyor.

- Siz napıcaksınız ki buradan Kaş ne kadar? Biz gidicez, size n’oluyor?

Salağım ben gerçekten salak. Aklımca adamı tersiyorum ama aleni bir şekilde adamın “e biz sizi götürelim” demesi için çanak tutuyorum.

Ve adam da tabi

- E biz sizi götürelim diyor.

Arkadaşım “Aferin, beğendin mi yaptığını?” der gözlerle bakıyor. Beğenmedim ve işin içinden çıkmaya çalışıyorum ama çalıştıkça batıyorum.

Önce gayet nazik, teşekkürler aman zahmet etmeyin diyorum. ‘Olur mu canım ne demek? Ne Kadar yol ki götürürüz. Bize de değişiklik olur, hatta belki bizde orada kalırız’a kadar getiriyor lafı şöför.

Ben bu ilmeği kendi boynuma nasıl geçirdim böyle.

- Canın isterse gidersinde kalırsında ama biz dolmuşla gidicez.

- Eeeh kızım sende iyi nazlandın, bineceksen bin işte arabaya allaa alaaa

- Ne diyosun be sen

- Yollusun işte belli, bin hadi (Allahım neyseki hala arabanın içindeler. Ya inmiş olsalardı, napardık bilmiyorum).

- Sen ne diyosun yaaaa

- Müşteri beklemiyorsun madem ne diye arabanın arkasından göz süzüyosun.

Başımdan aşağı kaynar sular döküldü o an. Sinirden titremeye başladığımı hatırlıyorum. “ya biz dolmuş bekliyoduk, ben arabaya baktım öylesine” diyorum ama sesim titriyor, kelimeler ağzımdan kesik kesik çıkıyor, adamsa kaypak kaypak gülüyor. “O geç bunları geeeç” dercesine güldükçe ben iyice napıcağımı şaşırıyorum.

O an’a kadar ağzını açıp tek kelime etmemiş arkadaşım, sessizce dolmuş diyor.

Ben hiç istifimi bozmadan adamla anlaşmaya yanaşmış gibi, kafamla kucağındaki haritayı gösteriyorum.

- İyi peki, ne kadarmış burdan Kaş?

Adamın kafasını haritaya gömmesi ile biz çantaları kaptığımız gibi az ilerde duran dolmuşa doğru koşmaya başlıyoruz.

Dolmuşa binince herşey bitti zannedebilirsiniz. Aslında kırmızı arabalı adamla ilgili olan kısım bitiyor da. Ama bizim özelliklede benim çilem bitmiyor. Önce bir yarım saat kırmızı arabalı adamla olan konuşmalarım yüzünden azar işitiyorum. Kemer-Kaş arasının 4 saat olduğunu öğrendikten sonra Kemer’de kalmam ben diye tutturduğum için azar işitiyorum. Onu, bu kadar virajlı yollarda gitmek zorunda bıraktığım için azar işitiyorum. Hava kapalı olduğu için azar işitiyorum. Üşüdüğü için azar işitiyorum. Yol üzerindeki bütün bucak, köy, belde ne varsa hepsinde mola veriyoruz. Ben her durduğumuz yerde yol arkadaşımın sinirlerini gevşetmek için ona dondurma, çikolata, fıstık birşeyler alıyorum. Yolun sonuna doğru ona yedirdiklerimden ve virajlardan dolayı midesi bulandığı için azar işitiyorum ve nihayet Kaş’a varıyoruz.

Tatil nasıl mıydı?

Sizce?

12 yorum:

Vatansız Kral dedi ki...

geçmiş olsun valla.. (böyle mi denir acaba? deniz? :P )

bu arada etiketlere yazar ismini yazmak ve icabında yazarın yazdığı postları böylece birarada görmeyi sağlamak da iyi fikir..

Gülşah Ayhan dedi ki...

çok teşekkür ederim kralım :)

deniz ural dedi ki...

Efendim, tecrübelerime göre burada hayırlı olsun demek çok doğru olmaz. :)

Sevgili Gülşah, anlattığın onca şeye rağman 'Kaş tatili nasıl mı geçti? Sizce?' sorusuna elimde olmadan 'süper geçmiştir ya, nasıl geçecek? Kaş bu Kaş' şeklinde cevap veriyorum. Ama galiba yanılıyorum.

Bu arada, böyle durumlar için yanında sürekli biber gazı taşıyan arkadaşlarım var. Yasal bir şey olduğunu zannetmiyorum. Bu tarz şeylere de karşıyımdır. Ama bazen acaba gerekli mi demekten kendimi alamıyorum.

deniz ural dedi ki...

"bu arada etiketlere yazar ismini yazmak ve icabında yazarın yazdığı postları böylece birarada görmeyi sağlamak da iyi fikir.." diyen vatansız kralımıza ben de katılıyorum.

Gülşah Ayhan dedi ki...

Denizcim,
Yanılmıyorsun. Tatil tabiki süper geçmişti. Kaş bu Kaş. O tatilden sonra, tatil için Kaş'dan başka bir yer düşünemez oldum ben. Hatta başka kaş yolculuklarıyla ilgili başka otobüs anılarıda yazacağım. :)

Ned Dorsey dedi ki...

Ben de bir soru sorarak katılacaktım yarışmaya..

Madem o kırmızı arabaya o kadar baktın, arabanın markası neydi? Corvette, Ferrari? Neydi neydi neydi? :)

Etiketlere isimlerimizi yazma fikri güzel, hepimiz postları girdikten sonra etiket olarak ismimizi girersek Vatansız "vergi toplayan" Kral'ın da dediği gibi Blogger'ın bize sunmadığı "yazara göre indexleme" fonksiyonunu da kendimiz kurmuş oluruz. Fikir için Gülşah'ın tebrik ederiz:)

Şimdi şu kırmızı arabaya geri dönelim. Markası neydi?

Böyle gazlarla ilgili daha önce bir postumuz daha vardı. Şahika Uğurlu imzalı. Acaba etiket olarak ikisine de "gaz" mı desek, "biber" mi?

Gülşah Ayhan dedi ki...

Efenim eee şey kem küm, yemin ederim arabaya bakmıştım ama arkasından baktığımda zaten göremedim. Daha sonra gelişen olaylar esnasında da hiç dikkat etmedim. Zaten ne olduğunu anlamış olsaydım dahi unuturdum. Arabalardan hiç anlamam, aralarındaki farkı asla fark edemem. Misal bütün gri sedan arabalar aynı marka ve aynı model benim için. O da sadece kırmızı bi arabaydı işte.

deniz ural dedi ki...

Aa! Az önce yazılarıma ismimi etiket olarak eklemeye çalışırken (ne kadar da hızlıyım değil mi? ama sadece iki tanesinde başarılı oldum, neyse) Gülşah Ayhan'ın eski model otobüsteki, benim gibi Ankara'dan yazan, Lilith olduğunu farkettim. Tanıyamadım Gülşah, affediniz. :)

Kaş konusunda yanılmadığıma da sevindim doğrusu. Böyle sinir bozucu şeyler yaşadıktan sonra beyne masaj yapıyor sanki şehir. Bir kere tatil yaptım orada, belki tadı damağımda kaldığından fazla abartmış olabilirim.

Son olarak sayın Ned'e seslenmek istiyorum: Ned Bey Ned Bey! Koyun kasap ilişkisine döndü sizin sorunuz da canım. :)
(Bu arada atasözlerine 'ilişki' diye gönderme yapanlara gıcık olurum, tencere kapak ilişkisi falan derler ya. Allala? Tencereyle kapağın ne ilişkisi olacak? Hele ki Kasap ve koyunu düşünmek bile istemiyorum.)

Gülşah Ayhan dedi ki...

Deniz hanımcığım
Hatta size o tek Kaş tatilinizde sizinle tanışmış olduğumuzu da söyleyeceğim. Lakin siz hatırlamayacaksınız tabi.
Hatırlatayım. Siz psikolog kuzeniniz ile gelmiştiniz o tatile ve o psikolog kuzeniniz benim iş yerinden arkadaşım. Küçük çakılda yanınıza gelmiştik iki dakikalığına ve orada tanıştırılmıştık. yaaaa

Ned Dorsey dedi ki...

Siz akraba da çıkacaksınız hadi bakalım:))

Deniz, hatırlıyor musun sen de İstiklal Caddesi'nde, AFM'nin önünde yanımdan geçmiştin. Yıl 2004. Hani ben de senin yanından geçmiştim. İkimiz de selam bile vermemiştik birbirimize. :) E tanımıyorduk ki o zaman:)) (saçmalamaya başladım galiba. hehe)

deniz ural dedi ki...

Çok kırılmıtım o zaman selam vermemene, bak hatırladım yine.
:P

Vay be ve ardından da dünya küçük diyorum Gülşah. Küçük Çakıl'da yanımıza kuzenimin arkadaşlarının geldiğini hatırlayabiliyorum sadece. Kaş'a böyle maceralarla geldiğinizi bilseydm anlattırırdım orada. Gerçi Antalya-Kaş arasındaki yol her halükarda maceralı bence. :)

Amentes dedi ki...

geçmiş olsun la hafif klasik bir giriş yapayım. Aslında güzel bir macera olmuş . Ne yazık ki biz erkek olduğumuza boyle kırmızı arabalı arkadaslar bizim önümüzde durmuyor.Hoş dursalar da ne değişir bilemiyorum. Tek merak ettiğim bu yazıyı okusa sonradan ne hissederdi . Acaba kırmızı arabayı satar mıydı . Satsa bana satar mıydı . Kaça giderdi ..)
Saçmalardan seçmeler kurgulanıyor yani kısaca kafamda