Salı, Ağustos 22, 2006

2 velet ve bir metro

Yıl seksenlerin sonu aylardan ise yazdı yanlış hatırlamıyorsam ve güzide şehrimiz (deniz ural'a not : yol yakınken vazgeçebilirsin ama en yakın noktalama işareti 13 kelimetre sonradır belirteyim) istanbulumuzun ilk metrosu yapılmış bitmiş ve ilk birkaç günlüğüne beleş olarak halkın hizmetine sokulmuştu. On - Oniki yaşlarında bir velet olarak tabe böylesine bir millenyum yeniliği tarafımdan incelenmeden geçilemezdi ve geçilmedi de. (baskılara boyun mu eğiyorum nedir ama hayır 1000 kelimelik tek cümlelik bir post yakında gelecek endişe etmeyin) Ayarttığım bir arkadaşımla beraber kendimizi emniyet durağından metroya attık ve bayrampaşa sağmalcılar falan gibi varoşlara doğru giden hatta ilerlemeye başladı yepyeni toplu taşıma aracımız. Bir kaç durak geçince sanırım üçüncü duraktı sağmalcılarda inelim olduk fazla da uzaklaşmadan merkezimize. Önce ilk düşündüklerimi anlatayım bana acaip garip gelmişti metro metro diyerek yaygara yaptıkları, tamamen yer altından gitmesi önemli olan bir nesnenin yeryüzünden gitmesi.. o zaman böyle düşünmüştüm şimdi ise yorumlayabiliyorum metroyu bile türk usulu yapmışız ya ne denebilir ki. Zaten bir ara hangi belediye başkanı bilmiyorum ama bu alete hızlı tramvay ismi vermişti de sonra tamamen yüzeyden giden zeytinburnu hattı yapılınca e o hızlı tramvaysa buna ne isim vereceğiz yahu diyip tekrar metro ismini iade etmişlerdi. Bak şimdi de belediye başkanını takdir ettim rasyonel adammış yav bunun neresi metro kardeşim dedi heralde göreve gelince. her neyse ned beni dövecek blog konseptinden uzaklaşmadım umarım. biz şimdi iki velet indik metrodan istasyondan çıktık sağmalcılarda dolaşcaz neyini dolaşacaksak çıktık biraz turladık ve geri geldik ama guvenlikçi amca almadı bizi metroya. o bölgenin bütün çocukları kapıya yığılmış sabahtan beri amcanın başının belası oldukları için adam en sonunda hiç bir çocuğu içeri almamaya karar vermiş. biz arkadaşımla bi anda feci olduk tam olarak nerede olduğumuzu kestiremediğimiz ve indiğimiz durağın isminin bir hapishaneyi çağrıştırmaktan başka bizim için bi manasının olmadığı ve aşırı güvenliksiz görünen bir semtte evden millerce uzaktayız. ve tek eve gideceğimiz yolu bulabileceğimiz ulaşım aracı olan metroya binemiyoruz. adama yalanın bini bir para anlatıyoruz bir şeyler ama yemedi çocuk sarrafı olmuş iki dakkada. baktık adam nuh diyo sadece ve unutmuş bütün diğer kelimeleri biz de çaresiz dedik bu metro hattını takip edelim bir önceki durağa gidelim ordan binelim dedik ve cevreyolunun kenarından gayet yuzeyden hem de yaya olarak bir istasyon gittik. Bayrampaşaya geldik içimizde de inceden bi korku var burdaki güvenlikçi amca da böyle bir şey yapar mı diye ama baktık istasyonun onünde çoluk çocuk kalabalığı yok o zaman umutlandık ve evet bir şey demedi adam ve girdik istasyona ve evimize gidebildik. O zamanlar ilgimi çeken bir nokta da istasyonlardı çok temiz böyle kocaman yüksek tavanlı çok sakin durgun hoş mekanlar gibi gelmişti ve o istasyonlar hala da temiz ve güzel mekanlar. Acelesiz zamanlarda en sonlar istasyonlarda boş olur herkes merdivenin kendilerini ilk bıraktığı yerde dikilip bekler metroyu ya işte ben yürürüm en sona doğru otururum o durgunluğu hissederim ve metro gelir binmem önümden içindeki binlerce hayatla geçmesini o florasan ışıklarının atmosferinde izlemek güzel gelir nedendir bilmem.. Sonra o son sefer olur küfür ederek kendine çıkarsın istasyondan..

2 yorum:

deniz ural dedi ki...

Yol yakındı ama vazgeçmedim. Çok iyi etmişim, çok güzel bir metro anısı okumuş oldum. Hem de arada nefes alarak.
(Baskılar? Boyun? Ehe?)
:)
------
Babam bir haftalığına İstanbul'a gidip gelmişti. Ben çok küçüğüm. Geldiğinde bize orada metroya bindiğini anlattı. Ballandıra ballandıra. Ortaokulda Ankara'ya gelip de metroya binince nasıl hayal kırıklığına uğramıştım. Otobüsle dakikalar süren yolları 1 saniyede geçecektik. Oysa, otobüs gibi, tren gibi bir şeymiş. Süpersonik bir tarafı da yokmuş. Asla hayal ettiğin gibi olmuyor, ah ah :)

Vatansız Kral dedi ki...

baskı boyun şöyle açıklayayım müsaadenizle bu blogun ben hariç contributor sayısının 10 olduğu malumunuz ve bu topluluğun yarısının düzenli olarak herbir postu okuduğunu varsaydığımız noktada 5 kişilik bir tahmini okuyucu kitlem var demektir ve bunlardan birinin ki bu aşamada bu siz oluyorsunuz ince yollu yazılarımı okumayı bırakma ihtimaliniz benim 20% lik bir okuyucu kaybıma delalet eder ki bu benim için anlatılamaz bir baskıdır ve doğal olarak getireceği bir boyun eğmek hareketiyle tepki verilmesi gerekmektedir yüzde yirmi büyük bir oran gerçekten amanın düşünemiyorum bile. 8)

by the way mersi commentiniz için.